30 Aralık 2011 Cuma

Dedemin İnsanları...

30 Aralık 2011 Cuma 0
Fragmanını ilk izlediğimden beri merakla beklediğim, bir diğer Çağan Irmak filmi, Dedemin İnsanları... İzlemekte birazcık geciksem de sonunda başardım.
Konu olarak oldukça farklı, kadrosu harika bir film. Ama ikinci seferdir bir Çağan Irmak filminde hüsrana uğruyorum. İlki Ulak'tı. Sanırım fragmanlarla beklentimi çok yükseltiyorum. Sonun da hayal kırıklığı oluyor. Bu filmin kötü olmasıyla filan alakalı değil tamamen benim beklentimle alakalı. Beni mutlu etmedi açıkçası. Ama durum böyle diye oyuncuların emeklerine saygısızlık edemem. En başta başroldeki Durukan Çelikkaya harikaydı. Karaktere gıcık olsam da hakkını vererek oynamıştı. Çetin Tekindor'un tam bir dede olması çok güzeldi. Dedelerimi özledim. Keşke benimle olsalar dedim.Mert Fırat'la Ezgi Mola kısa da olsa varlar ve çok yetenekliler; hayranlarıyım. Eminim filmi birçok kişi izledi. Ben geç kaldım. O yüzden konudan bahsetmeyeceğim.
Hayal kırıklığına rağmen, filmin sonunda gözümden bir damla yaş süzüldü. Bunu da saklayamayacağım.
İzlemeyenlere iyi seyirler.
PS: Bu yazıyı okuduktan sonra beğenmediysen bu yazı ne böyle diyebilirsiniz, ama ben beklentilerimi karşılayamadım:)
Bu şarkı da benden size:) Gülbahar...

Heyecanla Beklenir...

                                         İlki eminim Meryl Streep'in klasiklerinden birisi olacak.
     İkincisi, geçtiğimiz yıl Muhteşem Yüzyıl'ın başlamasının ardından gelen başarılı yapımlardan birisi...

24 Aralık 2011 Cumartesi

The Borgias...

24 Aralık 2011 Cumartesi 0
İnternetten dizi izleme alışkanlığım pek olmamasına rağmen, merakım daha ağır bastı ve izlemeye baladım The Borgias'ı. Bundan önce sadece Tudors'ı baştan sona izlemiştim. Sanırım The Borgias'ı da devamlı olarak izleyeceğim. Yine bir tarihi kurgu, yine Avrupa... Ama bu defa Roma'da ki Papa Alexander Sixtus ve olmaması gereken ailesi. Olmaması gereken diyorum, çünkü bildiğim kadarıyla Hristiyan din adamlarının aileleri olmuyor. Birçok entrikanın döndüğü Roma papalık sarayı, parça parça prensliklerle kaplı bir İtalya ve herşeye burnunu sokmaya bayılan bir Fransa var. Dizi de bizden de bir parça var. Bildiğimiz üzere, Fatih Sultan Mehmet'in küçük oğlu Cem sultan, ağabeyi II. Beyazıt'a karşı Roma'ya sığınmış ve  II. Beyazıt, Roma'nın bu kısa bir süre misafirliğe karşılık Papa'ya fidye ödemiştir. Lakin sonra imparatorluk için tehdit oluşturması nedeniyle Roma'da öldürülmüştür. Dizide bu olayı da kısaca izleyebilirsiniz. Cem sultanı oynayan genç Türklerden çok Araplara benzese de yine olayın genel hatlarıyla doğru verildiğini düşünüyorum.
Borgias ailesi İspanya'dan Roma'ya gelmiş, ve çeşitli entrikalarla papalık seçiminde aileden bir papa çıkarmayı başarmışlardır. Tam bir krallık kurmuşlardır. Aile dini işlerden ziyade Avrupa'nın güç dengelerini oluşturmaya çalışmaktadır. Tabi ki birçok düşmanları vardır.
Bu kadar, kısacık bilgi yeter bence. Ama şunu da eklemeliyim ki bütün yabancı diziler gibi bol sevişmeli ve kanlı bir dizi. Tarih kurgularını sevenlere tavsiye ederim. İzlemek isteyenlere iyi seyirler...

9 Aralık 2011 Cuma

Bana Radyo Dinlemeyi Sevdiren Radyo...

9 Aralık 2011 Cuma 0
Yaklaşık üç yıl önce mutfakta yemek yaparken tesadüfen radyoyu açtım ve karıştırırken rastgele bir istasyonu seçtim. Normalde hiç radyo dinlemediğim için frekansları da bilmezdim. Tesadüfen açtığım frekansta o kadar güzel şarkılar çalıyordu ki; o günden sonra her gün dinlemeye başladım. Evet o frekans Ankara'nın göz bebeği 95.8 MaxFM'di. Başta istanbuldan yayın yapan, ulusal radyolardan birisi sandım. O kadar kaliteli ve düzgün programları var. Sonra Ankaradan yayın yaptığını öğrenince daha çok sevdim ve bağlandım. Beğendiğim şarkılara yaptığım gibi, MaxFM'i de sevdiğim insanlara dinletmeye başladım. Birçoğu bana hak verdi. Üniversite öncesi hayatım Ankara'da geçmediği için ben radyonun öncesini pek bilmiyorum. Bu yüzden karşılaşmamız tamamen tesadüf oldu.
Önce radyodan dinledim. Sonra www.maxfm.com.tr  aracılığıyla dinlemeye başladım. Ardından bir adet i-phone edinince hemen uygulamasını da indirdim. Kısacası her yerde benimle artık. Şimdilerde ise çalışırken, internetten dinliyoruz. Neyse ki iş arkadaşlarım da benle hemen hemen aynı zevke sahipler de keyifle dinliyoruz.
Eskilerden en yenilere kadar birçok yabancı şarkıyı duymak beni mutlu ediyor açıkçası. Programları keyifle dinliyorum. Arada sırada yapılan yarışmalar da gayet eğlenceli. Vakt-i zamanında benimde bir müzikal bileti kazanmışlığım var.
 Bence uluslararası kalitede bir radyo. Keşke tüm Türkiye otomobillerinde de dinleyebilse. Otomobillerinde olmasa da internetten gayet keyifle dinleyebilirler. Eğer hala dinlemeyen varsa yabancı müzik severlere şiddetle tavsiye ederim, bana radyo dinlemeyi sevdiren radyoyu, MaxFm'i.

5 Aralık 2011 Pazartesi

Bir erkeği kendinden soğutmanın altın kuralı no.1

5 Aralık 2011 Pazartesi 0
Onu sürekli ara ve şımarık bir kız çocuğu gibi ilgiye muhtaç biri gibi davran..Senden kaçıcak delik aramaya başlayacaktır bir süre sonra... Amacın kendinden uzaklaştırmaksa..Aferin doğru yoldasın :) Yok değilse kendine çeki düzen ver, biraz ağırlığını koy canım. Ne demek yani..O sensiz yapamasın!! Giderse gitsin çok da umrumdaydı diye takıl..sana bu yakışır ;)

Pazartesi sendromuna dakikalar kala.. O zaman..biraz da müzik.

Günlerden pazar.(Ben yazarken Pazartesi olmuş bile?!) Hastayım. Yatağıma kıvırılıp battaniyeme sarılmış bir şekilde kucağımda bilgisayar geziniyorum öyle. Fazlasıyla sümüklüyüm. Boğazım da acıyor! Etrafta yine yaygın bir mikrop var diyorlar. Neredeyse o mikrop dikilsin karşıma..ağzını burnunu kıracağım!! Şu anda beni nakavt etmiş durumda, ama intikamım acı olacak!! Gelsin portakal suyum..gelsin KIMBRA!

Kimsin sen Kimbra?.. Nereden çıktın karşıma! Hay sen çok yaşa! Birkaç şarkısını seçtim. İtinayla paylaşıyorum. Detaylı bilgi için... http://en.wikipedia.org/wiki/Kimbra veya http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=kimbra bir göz atabilirsiniz.

1-Dans dans..daha çok dans etmek istiyorummmm!
**Good Intent** http://www.youtube.com/watch?v=5XjNlpe7hII

2-İnsanın içini kıpır kıpır yapıyor.. Ne de tatlısın sen dedirtiyor. Yaşama sevinci veriyor...
**Settle Down** http://www.youtube.com/watch?v=yHV04eSGzAA&feature=related

3-Allah vergisi bir ses...dedirten cinsten. Canlı canlı capcanlı..
**Plain Gold Ring** http://www.youtube.com/watch?v=6i1mr9amqeg&feature=related

4-Gotye'ciğimle muhteşem bir düet olmuş. Bırravva!!
**Somebody I Used To Know** Çıplak popo göreceğim diye ürkmeyin sonra güzel bir görsel şölen çıkıyor ortaya..(a.k.k. çıplak bir şeyler gözüküyor deyince ilk buna tıklayacaksın biliyorum:p) http://www.youtube.com/watch?v=ChxxGgpQe5k&feature=related

3 Aralık 2011 Cumartesi

Evde Film Keyfi ~Celda 211~

3 Aralık 2011 Cumartesi 0

Geçenlerde DVD aldığım yerdeki çalışanın tavsiyesi üzerine aldığım film 2009 İspanyol yapımı, Celda 211 (Hücre 211). İspanyol sinemasını pek takip etmediğimden biraz tereddütlü yaklaştım. Lakin, merakım ağır bastı ve aldım. İzledim.
Başrollerinde Luis Tosar ve Alberto Ammann yer alıyor. Filmimiz, henüz işe başlayacak olan yeni gardiyan Juan Oliver (Alberto Ammann)'in çalışacağı hapishaneye -göze girmek için- bir gün öncesinden gelip hapishanede çalışanları ve ortamı tanımak istemesiyle başlar. Hapishanede kıdemli gardiyanlarla gezdikleri sırada isyan patlak verir. Juan yaralanır. Diğer gardiyanlar onu 211 no'lu hücreye götürürler ve isyanın şiddetinden korkup onu orada bırakıp kaçarlar. İçeride kalan Juan, kendine gelir ve mahkumların ortasında bulur kendini. Kendini kurtarmak için onlardan birisiymiş gibi yalanlar uydurup, kendini onlara kabul ettirir. İsyan gittikçe şiddetlenir. Olaylar gelişir. Juan, gelişen olaylar neticesinde artık gardiyan değil; mahkum olmuştur. Filmin akışı ile ilgili fazla ayrıntı vermek istemiyorum. Her şey ayrıntılarda gizli.
Filmi genel olarak beğendim. Biraz fazla kanlı ve İspanyol usulü küfürlü, ama bunlar kurgunun ve oyunculukların iyi olmasına engel değil; hatta artı bile olabilir. Ayrıca ana karakterin her iki tarafta da yer almış olması, sorgulama açısından gayet başarılı bence.
İzlememiş olanlar, ve izleyip de tekrar izlemek isteyenlere iyi seyirler diliyorum.




En Güzel Film Müzikleri

liste tamamen benim kendi şahsi müzik zevklerim doğrultusunda oluşturulmuştur:)) (Dizilerin  girişlerinde ki uyarılar gibi oldu:)))


  1. Titanic - Celiné Dion - My Heart Will Go On  (10 yaşındayken aldığım ilk yabancı albüm. Celiné Dion hayranı olmamın sebebi. O yıllarda bütün arkadaşlarıma dinletmiştim.
  2. Gladiator - Enya - Now We Are Free  (Film boyunca en etkilendiğim sahnede çalması, benim açımdan sahneyi etkileyici kılmasının en büyük sebebi.)
  3. Sweet November - Enya - Only Time (Şimdiye kadar onlarca kez izlediğim filme, hayran olmanın ilk sebebi. İkincisi Charlize Theron:))) 
  4. Just Like Heaven - Katie Melua - Just Like Heaven (Filmdeki eve hastayım.)
  5. One Day - Rachel Portman - We Had Today (Geçenlerde izlediğim filmin en etkileyici yanı.)
  6. Lords of The Rings - Enya - May It Be (Filmin mitolojik havasına uygun buğulu bir müzik.)
  7. Avatar - Leona Lewis - I See You (Leona Lewis'in sesi harika, şarkı da filmin temposuna gayet iyi gidiyor.)
  8. Twilight - Bella's Lullaby (Film uyuzlarla dolu da olsa müziklerini beğenmiştim.)
  9.  Harry Potter & The Deathly Hallows - The Oblivation (İkiye bölünen final bölümünün en heyecanlı sahnelerine eşlik eden müzik.)
  10. Remember Me - Tyler's Death (Filmin kurgusunu çok beğenmiştim. Müzikleri de harikaydı.)




2 Aralık 2011 Cuma

sakın yaklaşmayın!

2 Aralık 2011 Cuma 3
İyi geceler...
Şu anda uykusu kaçmış ve yarın sabahın köründe işe gideceği aklına geldikçe çıldırma eşiğine gelen bir genç kızın dramıyla karşı karşıyasınız.
Fark ettim ki şu zamana kadar bir gıdım ilerleyememişim. Üniversite yıllarından sonra hayatımda bir durağanlık başladı. Bunalıyorum. İşini sevmek de önemli bence ve ben artık gerçekten bu işten nefret ettiğime karar verdim. Başta sadece para için katlanmalısın dedim kendi kendime ama o bile motive etmiyor beni bu ara. Bir şeyler ters, olmayınca olmuyor işte. Kim memnun ki işinden olabilir veya şımarıklık ettiğimi düşünen yakın çevremden insanlar da olabilir. Daralıyorum, her şey üzerime üzerime geliyor.
Aşk, iş, çevre.... kökten bir değişime ihtiyacım var. Mutsuzum. Sadece..mutsuzum. Veya şımarık, doyumsuz bir gerzeğim..yoruma açık bırakıyorum..

Bugün seçtiğim müzikler:

Placebo - Sleeping With Ghosts http://www.youtube.com/watch?v=noMrs6Q1RpM&feature=related

Depeche Mode - Dream On http://www.youtube.com/watch?v=YDAXl05rJNQ&ob=av2e

p.s. bahh hele.. mal bebeler(a.k.k.+e.ç.k.) istediniz diye yazdım işte.. mutlu musunuz haaaah mutlu musunuz :p

27 Kasım 2011 Pazar

Evde Film Keyfi ~The King's Speech~

27 Kasım 2011 Pazar 0
Bu haftasonumun bir kısmını film izlemeye ayırıp, bir süredir izlemek istediğim iki filmi izledim. İlki "One Day"di. İkincisi ise "The King's Speech" oldu. İlk yayınlandığından beri merak ediyorum, diğer film gibi her gün bir parça daha erteleyerek aylar sonra ancak izlediğim filmi pek beğendim. Aldığı Oscar'ları fazlasıyla hak etmiş. İzlemeden önce "Black Swan"a haksızlık yapıldığını; onun hak ettiği Oscar'ları aldığını düşünüyordum. Ama Kesinlikle öyle değil. Yakın tarih de olsa, tarih filmlerini izlemekten keyif alıyorum. İngiliz kraliyeti de, sağ olsun, bize birkaç yılda bir bu fırsatı veriyor. Kendilerini takdir etmiyor değilim.

Filmimiz şuanda İngiltere tahtında yer alan II. Elizabeth'in babası olan VI. George'un kekemeliği üzerine. Babası V. George'tan sonra tahta çıkış yolunda ikinci sırada olan Bertie (Albert Frederick Arthur George) küçüklüğünden beri kekemelikle cebelleşmektedir. Bir çok doktora görünmesine rağmen, herhangi bir çözüm bulunamamıştır. Babasının ölümü üzerine ağabeyi tahta çıkmış, lakin kısa süre sonra bir kadın uğruna tahttan feragat etmiş ve yerine hiç beklemediği bir anda kendisi tahta çıkmıştır. Tahta çıkmadan önce eşinin bulduğu bir uzmana (Lionel Logue) gitmiş ve tedavi olmaya başlamıştır. Halka, radyo aracılığıyla, sık sık konuşma yapması gerekmektedir. Kekemeliği nedeniyle bu onun için büyük bir kabusa dönüşmüştür. Filmimizin genel hatları bu şekilde. 

Filmde kekeme kralı canlandıran Colin Firth'e bir defa daha hayran kaldım. Helena Bonham Carter'ı ilk kez normal bir insan olarak görüyoruz. Bence o da çok başarılı. Kendi çizgisinden çıkmış. İngiliz kraliyet filmlerinin vazgeçilmezi Geoffrey Rush da yaşından beklenmeye bir rolde. Ayrıca Harry Potter serisinden tanıdığımız Dumbledore, Michael Gambon da filmde, V. George olarak karşımızda. Oyunculuklar çok güzeldi. Ayrıca filmde kısada olsa Kraliçe Elizabeth'i de görüyoruz. 

İngilizlerin kendi kendilerine yaptıkları bu özeleştiriler çok hoşuma gidiyor. Kendi kusurlarını, hiç çekinmeden gayet güzel bir şekilde film yapabiliyorlar. Darısı başımıza diyorum. İzlemeyenlere ve tekrar izlemek isteyenlere iyi seyirler diliyorum...

26 Kasım 2011 Cumartesi

One Day

26 Kasım 2011 Cumartesi 4


Uzun zaman önce fragmanını görüp izlemek için can attığım, fakat zaman yetersizliği ve birazcık da tembelliği karıştırınca, izlemek için ancak fırsat bulduğum film "One Day".

David Nicholls'ün aynı isimli romanından beyaz perdeye uyarlanan filmimizin başrollerinde pek sevdiğim, hatta bayıldığım Anne Hathaway ve benim daha önce de The Other Boleyn Girl'de George Boleyn olarak dikkatimi çeken Jim Sturgess, yer alıyor. Filmimiz genellikle İngiltere olmakla birlikte, birazcık da Fransa da vuku buluyor. 15 Temmuz 1988 başlayan olaylar silsilesi periyodik olarak her yılın 15 Temmuz'unda geçiyor ve 2011'de son buluyor.

Emma ve Dexter'ın birbirlerine aşık olmaları ve bence tamamen Dexter'ın uçarı ve rahat tutumu yüzünden çok geç birbirlerine kavuşurlar. Bu süre zarfında Emma yazar olmak için uğraşırken; Dexter, eğlence dünyasına dalar. Aslında zengin bir aileden gelen Dex, gittikçe düşer. Emma'yal birbirlerinden bu nedenle uzaklaşırlar. Lakin Dex'in dibe vurduğu bir anda, daha önceki her seferinde ki gibi, Emma çıkagelir ve onu yeniden canlandırır. Film'den anlatacaklarımı çok üstünkörü yazıyorum. Çünkü, ayrıntıları verip izleme isteğinizi kaçırmamalıyım.

Aslına bakarsanız, ben daha farklı bir film bekliyordum. Birazcık hayal kırıklığına uğradım. Ama yine de izlemeye değer bir film. Müziklerini çok beğendim. Mekanlar fena değil. Tahmin ediyorum birçok kişi izlemiştir. Ama hala izlemeyen varsa ve izlemek istiyorsanız, pek zaman geçirmeden izlemenizi tavsiye ederim. İyi seyirler...

PS:
1-)Filmde sık sık bu müziği duyabilirsiniz, ama ben yine de paylaşmak istiyorum.
2-)Aşk her zaman yakında olmuyor. Bulduğunuzda sıkı sıkı tutmak gerekiyor sanırım...

25 Kasım 2011 Cuma

Bugünlerde...

25 Kasım 2011 Cuma 0
Bugünlerde aklım leyla, hani sıkılmıştın rutinellalıktan şimdi özlersin di mi köfte?? Hüzün, sıkıntı nausea ne bu şimdi forever ergenlik mi diyeceğim ama sebeplerim var. Ama olsun yaşıyoruz hayattayız, A.W. nin mışmışladığı gibi 'what else?'


Yazın iyi sürtüyorduk (sürtünennn) kış geldi kışkışlandık sokaklardan ev kedisi nubiye (patikler nerede???) ama sonuçta evdeduramayankurtlugiller familyasındanız.

Bugünlerde;

takip ediyorum: her gün moda ve sosyete, luxuryshoppers, çukurcuma times'a bakılıyor. fikirler alınıyor. moda ve sosyete çok sevdiğim bir moda blogu, bayım bayım bayılıyorum. sık güncelleniyor, rengarenk, dopdulu. luxury shoppers buramm buramm lüks, casual chick ,stilll kokuyor. çukurcuma times içi geçmişlere ruh üflüyor, yemek, gezi, gümgüzel öneriler var.


okuyorum: murat menteş in 'korkma ben varım' ına başladım. aptal aptal sırıtıyorum, gülüyorum okurken. gerçekten iyi geldi ha ama oburesk okur iş başında. bu bitince aklımda 'çarpışma partisi', filmi de çekilen 'yardımcı' ve 'boksör böcek'(sabit fikirde okudum) var.

gideceğim: salt galata'yı görmek istiyorum. açıldı sonunda tarihi osmanlı bankası binasında. konsept konsept üstüne, restoranı da varmış.


doyamadım: lera fresca'nın dondurmalarına doyamadım. kış geldi bakalım napcaz. antep fıstıklı, bitter çikolatalı yetmez bi top da muzlu...


izleyeceğim: 'dangerous method' a bu kadro ile kayıtsız kalınmazzz.


göreceğim: leyla gediz rampa'da, nil yalter galerist'te...

alacağım: çöl botu denen iskarpin -i ucubeden almak istiyorum. zara, m. dutti, clarks...


yiyeceğim: christmas ruhuna uygun starbucks toffee nut cheesecake...


güleceğim: hot in cleveland'e bayılıyorum. az ve öz komedi...


seviyorum: amy farah fowler. şahika paçozluğu var biraz ama çok sevimli...


deliriyorum:common project, margiela ayakkabılara, massimo dutti kazaklara...


arıyorum: güzel, uzun olmayan gri bir palto

dinliyorum: mütemadiyen beth ditto - i wrote the book

Alışmak Sevmekten Daha Zor Geliyor



22 Kasım 2011 Salı

Suzan Defter

22 Kasım 2011 Salı 1

Ayfer Tunç'un daha önce 'bir maniniz yoksa annemler size gelecek' kitabını okumuştum. 70 leri güzel bir dille anlatan hoş bir kitaptı. (ahh nostalji...) Kediler ve Kitaplar'da Suzan Defter'i okuyunca (sağolasın Çavlan) hemen okumak istedim. Daha önce 'taş kağıt makas' adlı öykü kitabının üyelerinden biri olan bu uzun öykü tek başına basılarak bağımsızlığını ilan etmiş. Bu tartışılabilir bir konu ama kitaba dönersek gerçekten okunmayı hak eden bir novella olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Biçimsel özelliği ile ister istemez ilgi çekiyor zaten. Kitap, aynı anda akan, bir sayfada birinin yan sayfada diğerinin devam ettiği iki günlükten oluşuyor. Ben atlayarak ve ayrı okumak yerine düz bir şekilde okumayı tercih ettim.


Kahramanlarımızdan biri Ekmel Bey. Ekmel, mükemmel,kusursuz demek. Ekmel Bey erken yaşta kendini emekliliğe ayırmış, boşanmış bir avukat. Şişli olduğunu tahmin ettiğim bir semtte cadde üstü bir evde tek başına oturuyor. Ekmel Bey'in problemi herkesin bir amaç, bir uzviyet içinde olduğu hayatta alabildiğine sıkılması ve evinden çıkmak istememesi. Tüm yapaylığıyla beyaz türk ailesini, abilerini (kendi görevleriyle rahatsızlık duymadan yaşayan), kendisini sevmeyen karısını beyhude seven babasını ve tüm bunların ortasında kendi varoluşunu sorguluyor Ekmel Bey. Günlük bittiğinde/bitirildiğinde sona erecek yaşamı.


Diğer günlük ise Derya'ya ait. Derya abisine aşık, ailesi parçalanmış, hep arada/2. planda kalan, korunmak istenen ve hayatın rol vermeyi unuttuklarından. Abisinin sevgilisi Suzan'la (yanan, ateşli demek) yaşadığı büyük aşktan kendine pay biçen ve o aşkla varolmaya çalışan bir yitik, bir nabekar.(affet beni) Derya, abisiyle Suzan'ın aşkına zorla/zoruyla eklemleniyor ve yaşanamayan, parçalanıp giden bu aşkı unutmamaya kararlı. Bu nedenle eski devrimci yeni girişimci abisine sitemli. Ekmel Bey'in eğlenmek için, sırf sıkıntısına bir parça suhulet versin diye evini satılığa çıkarması ve Derya'nın sırf evinden çıkmak amacıyla bu evi görmeye gitmesiyle 2 günlük kesişiyor. Bu seferde olayları ikisinden farklı şekilde dinliyoruz. (yanan ev rüyası, Ekmel Bey'in İzmir yolculuğu...) Defterler doluyor ama sıkıntı zarb oluyor, azalmıyor; yenilgiyi (neyin yenilgisi?) kabullenmekte mi çözüm, yoksa herkesin bir yaşama saiki var da onunla yetinmek mi lazım?


Suzan Defter, deneyselliği, güçlü anlatımı ve kendi ıstırapları ile mütemadiyen yanan/külleşen/soğuyan karakterleri ile benim için unutulmazlar arasına girdi bile.

21 Kasım 2011 Pazartesi

Eski notlardan-Super 8-

21 Kasım 2011 Pazartesi 0
Aylar önce buraya yazmak için bi yerlere not aldiğim yazıyı buldum. Ben bile unutmuştum:))

Geçtiğimiz günlerde ülkemizde gösterime giren Super 8'e gittim. Fakat pişmanım. Çünkü bu tarz bilim kurguların fanatiği değilim. Ama IMDB gibi sinema hayatımızı sekillendiren sitelerden edinilen ve Amerikan box office'ten gelen sonuclar doğrultusunda gittim. Hatta arkadaslarım tarafından cebren ve hile ile götürüldüm. İste arkadas hatırına çığ tavuk bile yeniyormus:)) bunu da gördük:)) Filmin yapımcısı Steven Spielberg olunca, hemen aklımıza dünyaca ünlü E.T. geliyor tabi. Film de zaten o taddaydi. Salondaki ergenler büyük heyecanla izlerken, ben yine filmdeki cocukların triplerine gülmekten yariliyordum. Bilmiyorum. Bu tarz Amerikan über kurgu çılgınlıklarını sevenler eminim begeneceklerdir. Ki arkadasım çok beğendi. Sevenlere iyi seyirler...

19 Kasım 2011 Cumartesi

Ekot is back:))

19 Kasım 2011 Cumartesi 0
Merhabalaaaarr!! Burada yazmayı çok özledim. Yakında diğerlerinin de geleceğini ümit ederek yeniden bir şeyler karalamaya karar verdim:)
Dönüşüm tabi ki delisi olduğum bir tarih romanıyla olacak:) Demet Altınyeleklioğlu, Nurbanu'nun finalinde müjdelediği kitabını iki kitabı birleştirerek yayınladı. Yayınlanalı ve ben okuyalı çok oldu, lakin ben ancak fırsat bulup yazıyorum. Romanı methetmeye gerek yok. Diğerlerini de yazdığım gibi bu da bir harika!
Muhteşem Süleyman'ın torunu, Işık Kraliçesi Nurbanu'nun biricik oğlu Murad, tahta çıkmış; ama devlet işlerinden çok haremle yoğun olarak ilgilenmektedir. Halk artık söylenmeye başlamış, bunun üzerine de Nurbanu, oğluna helaline alacak bir kız bulur. Bu kız, denizin uzaklardan getirdiği, Venedikli kuzeni Sophia'dan başkası değildir. Osmanlı soyu yine bir Venedikliden, yine bi Baffo'nun rahminden yürüyecektir. Nurbanu, Sophia'dan Safiye'yi yaratır ve Sophia'yı öldürmesini tembihler. Tüm eğitimlerinin ardından Safiye iktidarın tadını alır ve kuzenine Al-i Osman'a kimin kraliçe olduğunu, Nurbanu ölmeden, gösterir. Entirikalarla nice insanlar can verir. Devlet iktidar hırsıyla yanan iki kadının kavgasıyla sarsılır.
Yazmaya başlayınca kendimi durduramadım:) E devamını ve ayrıntıları da okuyun artık.Meraklılarına iyi okumalar...

6 Haziran 2011 Pazartesi

Bülent Ortaçgil & Zuhal Olcay...

6 Haziran 2011 Pazartesi 5
Geçtiğimiz haftasonu, çoooooooooo..........oooooooookk sevdiğim arkadaşım eLo'nun bana yaptığı sürprizle bu güzide sanat insanlarını dinlemeye gittik. Odtü Vişnelik'te gerçekleşen konser tek kelimeyle harikaydı. Önce sahneye beraber çıktılar. Sonra bir süre Bülent Ortaçgil yalnız devam etti. Daha sonra da sahneyi Zuhal Olcay'a bıraktı. Bülent Ortaçgil'in o babacan ses tonu, konuşmaları; harika besteleri bizi bizden aldı. Geçtiğimiz yıl "Aşk Tesadüfleri Sever" filmiyle, şarkıları tekrar yükselişe geçmişti. Bunun güzel sonuçlarını da konser sırasında gayet net gördük. Herkes eşlik etti.
Zuhal olcay sahneye çıktığında, önce güzelliğiyle ve duruşuyla, sonra da sesiyle bizi mest etti. Çok sevdiğim "Yine Aşk Var" şarkısıyla başladı. Ardından albümlerinden birkaç şarkı daha söyleyip, müzikallerde seslendirdiği parçalardan örnekler sundu. Evita Peron oldu, sonra Lüküs Hayat dedi...
Fırsat bulursanız kesinlikle gidip dinlemeniz gerektiğini ısrarla belirtmeliyim...
PS: mümkünse sevgilinizle gidin, el ele dinleyin konseri:))

14 Mayıs 2011 Cumartesi

~Sinyora da Vinci~

14 Mayıs 2011 Cumartesi 0
Kitabı alalı aylar geçti. Kitaplığımda diğer kitapların arasına sıkışıp kalmış. Geçtiğimiz günlerde bakınırken buldum. İyi ki de bulmuşum. Çünkü uzun bir süre kafama göre okuyacak bir kitap bulamadım. Kitabı, kitapçı da ilk elime aldığımda, Leonardo da Vinci'nin kimsenin bilmediği bir eşi olabileceği ve hikayenin onunla alakalı olduğunu düşünmüştüm, ama değilmiş.
"Tarih Sihirbazı" diye adlandırılan yazar, Robin Maxwell, Leonardo da Vinci'nin annesi olan Caterina'yı kaleme almış. Olaylar, kurgular, mekanlar o kadar güzel tasvir edilmiş ki. Okurken adeta yaşatıyor. 15. yy. İtalya'sını hemen hemen bütün ayrıntılarıyla görebilirsiniz.
Kitapta ana kahramanımız Caterina, Vinci köyünde bir gizli simyacı-eczacının kızıdır. O da eczacılıkla ilgilenir, babasına yardım eder. Köyün zengin ailesi olan da Vinci'lerin yakışıklı oğlu Piero'yla birbirlerini severler. Piero'nun ailesi Caterina'yı onaylamaz, evlenemezler. Bu sırada Caterina hamile olduğunu farkeder. Eh hikayeden bu kadar alıntı yeter. Devamını okuyunuz artık. Bence tarih sevseniz de sevmeseniz de keyifle okuyacaksınız. Şimdiden herkese iyi okumalar...

6 Mayıs 2011 Cuma

Fast and Furious 5

6 Mayıs 2011 Cuma 0
Dün büyük zorlamayla gittiğim Fast and Furious serisinin son filmi Fast Five, geçtiğimiz günlerde ülkemizde vizyona girdi. Amerikan box office'te de ilk sıralarada hemen yerleşmiş. Ülkemizde de büyük ilgi görecek sanırım. Hiç ilgimi çekmeyen bir seri olan Fast and Furious, zorla izlememe rağmen gayet eğlendim. Film adına uygun olarak sadece Fast, diğer kısmı pek yok:D Brezilya'nın başkenti Rio de Janeiro'da geçen filmde, bu şehrin arka sokaklarını bile o kadar iyi çekmişler ki, bayıldım. Gidesim geldi, o gudubet yere. İnsanların özellikle salonda önümde oturan ergenlerin koltuklarında heyecandan hoplaya zıplaya izledikleri filmi, ben gayet kahkalarla, eğlenerek izledim. Gittiğime pişman değilim. Ama asla bana göre bir film değil. Aranızda mutlaka müdavimleri vardır. Şimdiden iyi seyirler diliyorum.

4 Mayıs 2011 Çarşamba

Vallahi Evladiyelik...

4 Mayıs 2011 Çarşamba 0
Yakın arkadaşlarım Sıla'nın ve şarkılarının çoooooooooooooookkk büyük hayranı olduğumu bilirler. Ki birçoğuna da Sıla'yı sevdiren benim ayıptır söylemesi. Başta pek alışamasalar da sonradan sonradan müptelası oldular:D Aylar önce çıkarttığı "Konuşmadığımız Şeyler Var" adlı albümünü ilk çıktığı günden beri sürekli dinliyorum. Hiiiç mi hiç sıkılmadım. Pek de sıkılacak gibi görünmüyorum:D Tekrar tekrar Sıla ve Efe Bahadır'ın ellerine sağlık diyoruz. Bundan sonra ki albümlerinin de aynı tatda olması dileğiyle. Bu şarkıları dahaa çooook uzun süre dinleyeceğim ve dinleteceğim...

16 Nisan 2011 Cumartesi

Yeni Çıktı...

16 Nisan 2011 Cumartesi 0
Yaklaşık iki aydır yazmak için aklımdan bir sürü konu geçse de son sınıf son dönemde olmanın verdiği rehavetle bloga uğrayamaz oldum. Çok uzun ayrı kaldık. Daha fazla dayanamadım ve yeniden yazmaya karar verdim:))
Dönüşüm tabi ki benim çılgınlığım olan bir tarih romanıyla olacak. Daha önce de diğer iki kitabının çıkışını duyurduğum bizim Phlippa Gregory'miz Demet Altınyeleklioğlu'nun son romanı Cariyenin Gelini: Nurbanu... II. Selim'in hasekisi, III.Murat'ın validesi olan Nurbanu'nun, nam-ı diğer Cecilia Baffo'nun Venedik'ten İstanbul'a, Topkapı Sarayı'na gelişi anlatılıyor. Sarayda Mihrimah Sultan'la karşılaşmaları, arkadaş olmaları ve Mihrimah Sultan'ın ona Nurbanu , "Tanrı'nın ışığını saçan kraliçe", adını vermesi...
Kayınvalidesi Hürrem Sultan kadar dişli olan Nurbanu Valide Sultan, Kadınlar Saltanatı'nın ikinci kadını.
Bu yıl Muhteşem Yüzyıl'ın patlamasıyla Hürrem&Süleyman aşkını konu alan romanlar patlama yaptı. Moskof Cariye de bunlardan birisi. Tekrar tekrar baskılar yaptı.
Cariyenin Gelini: Nurbanu'nun da çok okunacağını düşünüyorum. Ben de henüz aldım bu 800 küsur sayfalık bu romanı.Alır almaz hemen okumaya koyuldum. Meraklılarına iyi okumalar...

10 Şubat 2011 Perşembe

Taze Taze...

10 Şubat 2011 Perşembe 1
Birkaç gündür albümün çıkış parçası "Sen ve Ben" radyolarda dönüyor. Müzik kanallarından henüz bugün raflarda yer aldığını öğrendim. YouTube sayesinde albümün büyük bir kısmını dinledim. Genel Funda Arar çizgisinde bir albüm olmuş yine. Hayranları ve daha az hayran olan sade dinleyicilerinin beğeneceklerini düşünüyorum. Yeni albümlerin gelmesi beni mutlu ediyor. Bir tazeleniyoruz:))





Albümde yer alan parçalar;

Beklenenler...



PS: Black Swan'ı dayanamayıp izledim:)) Ama vizyona girince sinemada tekrar izleyeceğim:))

6 Şubat 2011 Pazar

~Aşk Tesadüfleri Sever~~

6 Şubat 2011 Pazar 0
Birkaç ay önce sinemaya gittiğimde, fragmanları izlerken gözüme kestirmiştim. O zamandan beri de bekliyorum. Başrollerini Mehmet Günsur ve Belçim Bilgin'in paylaştığı filmimiz, Ankara ve İstanbul'da geçiyor. Aslında İstanbul daha çok yan mekan gibi. Ankara'nın birçok yerinde çekimler yapılmış ve filmin geneline yayılmış. Bu çok hoşuma gitti. Sanırım bildiğimiz mekanların kullanılması, filmi çekici kıldı.
Filmimiz, dünyada olması biraz zor olan ütopik bir aşk hikayesi. Özgür ve Deniz'in kaderleri doğumlarından itibaren kesişir. Aynı gün, aynı hastanede doğarlar. Yan yana yatarlar. Çocuklukları aynı mahallede geçer. Film boyunca da hayatları birçok kez kesişecektir. Artık o gülümseten, insanın "ah ah ne güzel!!" dedirttiği diğer tesadüfleri de izleyip görün, daha fazla açmayayım. Tesadüfleri açıkladıkça hepsi çorap söküğü gibi peş peşe geliyor. O da sonu açık ediyor. O yüzden izleyip görünüz.
Yönetmen Ömer Faruk Sorak'ın ellerine ve kamerasına sağlık. Filmi çok beğendim. Konusu ütopik de olsa, kurgusu ve işlenişi çok güzeldi gerçekten. Merak eden, etmeyen herkesler izlesin bence. Herkes kendine göre birşeyler bulacaktır. İyi seyirler şimdiden...Tekrar emeği geçenlerin ellerine sağlık.

8 Ocak 2011 Cumartesi

Güldüm, Güldüm, Çok Eğlendim...:))

8 Ocak 2011 Cumartesi 0
Dün vizyona giren filmimize, birinci bölümü izleyenlerden duyduklarım ve bir öneri ile hemen gitmeye karar verdim. Film başladı, gülmeye başladım, film bittiğinde hala katıla katıla gülüyordum.
Senaryosunu Ata Demirer'in yazdığı, başrollerinde de yine Ata Demirer'in kendisi ve Demet Akbağ var. Filmin tamamı Geyikli de geçiyor. Yerel ağızla konuşmalar ve espriler tam kıvamında. Klasik Türk filmi kalıbı yıkılmaya çalışılıyor bence. Bilirsiniz genelde sinema filmlerimiz küfür yoğun filmler olur, Eyvah Eyvah 2 böyle değil.
Demet Akbağ'ın canlandırdığı Firuzan'a bayıldım. Saç, makyaj, dudaklar, dişler ve kıyafetler harikaydı:))
Dün TV'de Seda Sayan'la röportajları vardı. Devamı gelmeyecekmiş. Sonmuş. Öyle söylediler.
Seda Sayan bir noktaya parmak bastı: Firuzan, film boyunca ve son sahnede birçok kişiye benziyor. Özellikle Demet Akalın, birazcık Ajda Pekkan, birazcık Seda Sayan. Ama ana karakter bence Popstar Mehtap. Çok benziyor. Konuşmaları, hareketleri... Küçücük bir sır vereyim. Firuzan, meşhur oluyor ve Fasulye'ye remix yapıyorlar. Bu yaz çok sık duyacakmışız gibi, ki yaza da kalmaya bilir:))
Gülmek, eğlenmek isteyenlere önerilir. İki saat boyunca tabiri caizse yarılacaksınız. İyi Seyirler...

7 Ocak 2011 Cuma

Yersiz Tartışmalar...

7 Ocak 2011 Cuma 0
Günlerdir dört gözle beklediğim dizi, geçtiğimiz çarşamba nihayet yayınlandı. Sinema filmi tadında bir buçuk saat hiç reklam verilmedi. Ben de soluksuz izledim. Türkiye de şimdiye kadar yapılmış diziler içerisinde en iddialı ve en pahalı yapımlardan birisi sanırım. Diziyi "Yerli Tudors" olarak adlandırdım. Çünkü yayınlanan afişleri, Tudors'un afişlerine çok benzettim ki bana katılanlar da var.
Son günlerde dizinin kaldırılması gerektiğini düşünen bir ton insan var. Devlet erkanı da katıldı bu bir ton insan arasına. En yüksek noktadan eleştiri geldi. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, dizinin içeriğiyle ilgili üzüntüsünü bildirdi. Gerek var mıydı bilmiyorum. Üzüntüsünün sebebi de "Bir İslam Halifesini olmayacak ilişkiler içerisinde" gösteriyorlarmış. Ki olmayacak hal de değil pek. Sonuçta Kanuni ya da diğerleri, hepsi insan ve eğer böyle bir şey yoksa, o Harem kurumu neden var? Tamam orası padişahların evi, mahremi. O kızlarda hizmetkarlar. O zaman neden dünyanın dört bir yanından en güzel kızlar getiriliyor ve padişah anaları, valide sultanlar neden hep yabancı ve dünya güzeli kadınlar.Şuraya varmak istiyorum, olaylar dizi için biraz abartılmış olabilir , bu konuda bilgi sahibi değilim, bilemem. Ama asla yoktu böyle birşey diyecek kadar da bilgisiz ve gözü kapalı değilim. Eğer böyle şeyler yoksa, o kadar hikaye nereden çıkıyor. İnsan hayal gücü de bir kaynakla beslenir, ki gerçektir bu kaynaktır.
İzleyicilerin biraz daha sağduyulu yaklaşıp bunun bir dizi olduğunu unutmamaları gerekiyor bence. Sadece bir dizi. Nasıl ki Kurtlar Vadisi bir dizi ise bu da öyle.
Devlet de işin içine girdiğine göre, artık davalar açılır. Sanırım bu güzel yapım da sonlandırılır. Bu olaylar üzücü. Kendimizi daha geliştirip böyle olaylarla uğraşmayacak kadar ilerlemiş olmamız gerekiyor. Ama biz hala geriden geriden geliyoruz...Üzücü..

Karmakarışık...

Bir süreden sonra, nihayet Disney'den tadı damağımda kalan bir animasyon, Karmakarışık. Orjinal adıyla Tangled. Up'tan sonra izlediğim en renkli en canlı animasyondu, doğrusu.
Bilinen hikayelere biraz daha hareket katıp, yeni yapımlara imza atan Disney, bu sefer de Rapunzel'i seçmiş kendisine. İyi yapmış. Filmi Türkçe dublajlı izledim. Dublajı da çok beğendim. Sesler o kadar güzel oturmuştu ki karakterlere. Müzikleri de çok hoştu. Finalde Sertab'ın sesinden "Başka bir şey bu" adlı şarkıyı da dinleyebilirsiniz.
Hikayemiz şöyle: ülkenin Kral ve Kraliçesi bir veliaht istemektedir. Kraliçe hamileyken hastalanır. Tüm halk, bir cadı tarafından saklanan sihirli bir çiçeğin peşine düşer. Cadı sakladığını sandığı çiçeğin yerini açık eder. Kraliyet muhafızları bulurlar çiçeği, kraliçe iyileşir ve sapsarı saçlarıyla Rapunzel doğar. Çiçeği saklayan cadı Rapunzeli kaçırır ve bir kuleye hapseder, kendi kızı gibi büyütür. Yıllar sonra tesadüfen, bir kaçak, kuleye girer. Rapunzel ilk defa biriyle tanışmıştır. Kuleden çıkması yasak olan Rapunzel, onunla pazarlık yapar. Her yıl doğum günün de ortaya çıkan uçan ışıkları görmek ister. Kaçak Flynn Ryder'la yola çıkarlar ve macera başlar.Devamını ve ayrıntıları izleyin artık:))
İki kahramanımız daha var. Birisi Rapunzel'in, sevimli ve komik arkadaşı küçük bukalemun, diğeri ise Kraliyet muhafız atı Maximus. İkisi de çok komikler. Çok güldürdüler beni.
Animasyon severlere tavsiye edilir. Şimdiden iyi seyirler...

1 Ocak 2011 Cumartesi

Mutlu Yıllar...:))

1 Ocak 2011 Cumartesi 0
 
◄Design by Pocket