movies etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
movies etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Temmuz 2012 Perşembe

Ice Age 4 ~Continental Drift~

5 Temmuz 2012 Perşembe 2
Ice Age Continental Drift Movie 
Ülkemizde geçtiğimiz hafta vizyona giren filmimiz, Ice Age: Continental Drift (Buz Devri: Kıtalar Ayrılıyor), uzun süredir bekleniyordu. 3. film Dawn of the Dinasaurs'un hemen ardından yayınlanan 4. filmin habercisi niteliğinde ki mini fragmanla ağzımıza bir parmak bal çalan yapımcılar, filmin 3 yıl sonra vizyona girmesini uygun bulmuşlar.
Geçtiğimiz hafta vizyona girer girmez gittiğim filmimizin baş karakterleri Manny, Ellie, Şeftali, Sid, Diego ve tabi ki Scrat. Film boyunca gerçekleşecek bütün olaylar, Scrat ve 3 bölümdür kovaladığı palamudunun başının altından çıkıyor. Öyle ki dünya o güne kadar tek bir kara parçasından oluşurken, aniden kıtalara ayrılıyor. 
Maceramız, karaların yerinden oynaması ile Ellie ve Şeftali'den ayrı düşen Manny, Sid ve Diego'nun tekrar sürülerine ulaşma çabaları üzerine kurgulanmış. Okyanusun ortasında kaybolan kahramanlarımız, okyanusta hüküm süren korsanlara esir düşerler. Böyle korsanlar herkesin başına. Sevimli-korkunç korsanlar, bunlar:)
 
Bu bölümde yine yeni karakterler eklenmiş. Bunlardan özellikle Sid'in ninesi yaşlı miskin çok komik. 

Film, önceki bölümler kadar sizi gülmekten kırıp geçirmiyor. Bu sefer daha çok maceraya dayalı geçiyor. Fakat yine komik, yine eğlenceli. Ben şiddetle Türkçe dublajlı izlemenizi tavsiye ediyorum. Çünkü, seslendirme ekibi her zaman ki gibi çok başarılı.

Bu kısacık bakışla izlemeyenlere şimdiden iyi seyirler diliyorum...




3 Haziran 2012 Pazar

Ayna ayna...

3 Haziran 2012 Pazar 0
Bir süre önce yaşadığım acı nedeniyle sosyal hayata kısa bir aradan sonra, bugün yeniden canlandım. Yani en azından artık canlanmam gerektiğine karar verdim. Bunda etkisi olan arkadaşlarıma da teşekkür ederim.
Bugün ilk olarak, Ankara Kalesi'nde bir resim sergisi ve Türk kahvesi ardından da aylardır beklediğim "Snow White and the Huntsman"i izlemekle canlandı hayatım. Bence gayet güzel bir başlangıç oldu. Zira, Charlize Theron için dört gözle beklediğim filme genel olarak bayıldım.
Filmimiz, klasik bir Pamuk Prenses hikayesinden birazcık farklı. Çok daha güzel, çok daha fantastik... Başrollerini Charlize Theron ve Kristen Stewart'ın paylaştığı filmin görselleri, mekanları ve film için tasarlanan kıyafetler gayet etkileyici. Çocukken okuduğumuz Pamuk Prenses hikayesinin ana taslağını oluşturduğu, lakin daha gergin ve daha heyecanlı devam eden film, birçok izleyiciyi kendine kolayca bağlayabilir.
Film hakkında çok fazla ayrıntı veremeyeceğim, ama birkaç küçük şey fısıldayabilirim. Kristen Stewart, nihayet birazcık oyunculuk öğrenmiş. Oyunculuk dediysem öyle aman aman bir şey değil, sadece merhametli bakışlar ve mimikler öğrenmiş. O kadar. O da mecburen, çünkü Pamuk'un başka bir esprisi yok. Ama, Charlize'im öyle mi? Kendisi yine harikaydı. Mükemmeldi! Kendisinden gözlerimi alamadım. (Buradan duyurayım yakında kendisini istemeye gideceğim:)) Neyse daha fazla uzatmadan, filmi ben beklediğim seviyede buldum. Gayet güzel zaman geçirdim. Fantastik ögeleri sevenlere tavsiye ederim. Şimdiden sizlere iyi seyirler...

PS: Bir süredir sinemaya gitmiyordum. Bugün filmi izlerken insanların hareketlerinden rahatsız oldum. Bence artık kimse kimseye pek saygı duymuyor.Herkes kendi havasında...

26 Şubat 2012 Pazar

The Muppets..

26 Şubat 2012 Pazar 0
Aylardır beklediğim filme nihayet kavuştum. Gözlerim yollarda kaldı resmen. Kendisi birçoğumuzun çocukluk eğlencesi, okuma yazma öğretmenimiz ve birçok davranışımızı bize öğreten Susam Sokağı'nın orjinali The Muppets. Geçtiğimiz cuma henüz vizyona giren film, bence büyük seyirci toplayacak. Ki salon 4-5 yaş ortalamasına sahip çocuklarla doluydu. Ama ben ve yaşıtlarımın da sayısı hiç de azımsanacak düzeyde değildi. Küçükken deli gibi izlediğim kurbağa Kermit nam-ı diğer Kurbacık'ı çok özlemiştim gördüğüm iyi oldu:))
Film boyunca maşallah Oscar töreni gibiydi. Birçok ünlü gerçek kimlikleriyle yer alıyordu. Ünlüler, kapanan Muppet tiyatrosunun yeniden açılması ve kötü adamların elinden kurtulması için kukla dostlara yardım da bulunuyorlar. Ama filme asıl hayat veren iki ünlü isim Jason Segel ve Amy Adams; ve yeni kukla Walter. Film boyunca gerek şarkılarla olsun, gerek kuklaların diyaloglarıyla çok eğlendim. Özellikle Miss Piggy'e bayıldım. Ki kendisini çok severim.Kendisinin film de Fransız Vogue'un büyük beden editörü olması da beni benden aldı. Miranda Kızı Emily Blunt da yine film de Vogue sekreteri.
Filmin içeriği hakkında daha fazla yazmayayım. En iyisi izleyip kendiniz görün. Bence eski bir Susam Sokağı izleyicisiyseniz çok eğleneceksiniz; ki benim şu günlerime çok iyi geldi. Biraz daha zorlasam aydınlanma bile yaşayabilirdim:D Neyse abartmayayım. Merak edenlere iyi seyirler...

30 Aralık 2011 Cuma

Dedemin İnsanları...

30 Aralık 2011 Cuma 0
Fragmanını ilk izlediğimden beri merakla beklediğim, bir diğer Çağan Irmak filmi, Dedemin İnsanları... İzlemekte birazcık geciksem de sonunda başardım.
Konu olarak oldukça farklı, kadrosu harika bir film. Ama ikinci seferdir bir Çağan Irmak filminde hüsrana uğruyorum. İlki Ulak'tı. Sanırım fragmanlarla beklentimi çok yükseltiyorum. Sonun da hayal kırıklığı oluyor. Bu filmin kötü olmasıyla filan alakalı değil tamamen benim beklentimle alakalı. Beni mutlu etmedi açıkçası. Ama durum böyle diye oyuncuların emeklerine saygısızlık edemem. En başta başroldeki Durukan Çelikkaya harikaydı. Karaktere gıcık olsam da hakkını vererek oynamıştı. Çetin Tekindor'un tam bir dede olması çok güzeldi. Dedelerimi özledim. Keşke benimle olsalar dedim.Mert Fırat'la Ezgi Mola kısa da olsa varlar ve çok yetenekliler; hayranlarıyım. Eminim filmi birçok kişi izledi. Ben geç kaldım. O yüzden konudan bahsetmeyeceğim.
Hayal kırıklığına rağmen, filmin sonunda gözümden bir damla yaş süzüldü. Bunu da saklayamayacağım.
İzlemeyenlere iyi seyirler.
PS: Bu yazıyı okuduktan sonra beğenmediysen bu yazı ne böyle diyebilirsiniz, ama ben beklentilerimi karşılayamadım:)
Bu şarkı da benden size:) Gülbahar...

Heyecanla Beklenir...

                                         İlki eminim Meryl Streep'in klasiklerinden birisi olacak.
     İkincisi, geçtiğimiz yıl Muhteşem Yüzyıl'ın başlamasının ardından gelen başarılı yapımlardan birisi...

3 Aralık 2011 Cumartesi

Evde Film Keyfi ~Celda 211~

3 Aralık 2011 Cumartesi 0

Geçenlerde DVD aldığım yerdeki çalışanın tavsiyesi üzerine aldığım film 2009 İspanyol yapımı, Celda 211 (Hücre 211). İspanyol sinemasını pek takip etmediğimden biraz tereddütlü yaklaştım. Lakin, merakım ağır bastı ve aldım. İzledim.
Başrollerinde Luis Tosar ve Alberto Ammann yer alıyor. Filmimiz, henüz işe başlayacak olan yeni gardiyan Juan Oliver (Alberto Ammann)'in çalışacağı hapishaneye -göze girmek için- bir gün öncesinden gelip hapishanede çalışanları ve ortamı tanımak istemesiyle başlar. Hapishanede kıdemli gardiyanlarla gezdikleri sırada isyan patlak verir. Juan yaralanır. Diğer gardiyanlar onu 211 no'lu hücreye götürürler ve isyanın şiddetinden korkup onu orada bırakıp kaçarlar. İçeride kalan Juan, kendine gelir ve mahkumların ortasında bulur kendini. Kendini kurtarmak için onlardan birisiymiş gibi yalanlar uydurup, kendini onlara kabul ettirir. İsyan gittikçe şiddetlenir. Olaylar gelişir. Juan, gelişen olaylar neticesinde artık gardiyan değil; mahkum olmuştur. Filmin akışı ile ilgili fazla ayrıntı vermek istemiyorum. Her şey ayrıntılarda gizli.
Filmi genel olarak beğendim. Biraz fazla kanlı ve İspanyol usulü küfürlü, ama bunlar kurgunun ve oyunculukların iyi olmasına engel değil; hatta artı bile olabilir. Ayrıca ana karakterin her iki tarafta da yer almış olması, sorgulama açısından gayet başarılı bence.
İzlememiş olanlar, ve izleyip de tekrar izlemek isteyenlere iyi seyirler diliyorum.




En Güzel Film Müzikleri

liste tamamen benim kendi şahsi müzik zevklerim doğrultusunda oluşturulmuştur:)) (Dizilerin  girişlerinde ki uyarılar gibi oldu:)))


  1. Titanic - Celiné Dion - My Heart Will Go On  (10 yaşındayken aldığım ilk yabancı albüm. Celiné Dion hayranı olmamın sebebi. O yıllarda bütün arkadaşlarıma dinletmiştim.
  2. Gladiator - Enya - Now We Are Free  (Film boyunca en etkilendiğim sahnede çalması, benim açımdan sahneyi etkileyici kılmasının en büyük sebebi.)
  3. Sweet November - Enya - Only Time (Şimdiye kadar onlarca kez izlediğim filme, hayran olmanın ilk sebebi. İkincisi Charlize Theron:))) 
  4. Just Like Heaven - Katie Melua - Just Like Heaven (Filmdeki eve hastayım.)
  5. One Day - Rachel Portman - We Had Today (Geçenlerde izlediğim filmin en etkileyici yanı.)
  6. Lords of The Rings - Enya - May It Be (Filmin mitolojik havasına uygun buğulu bir müzik.)
  7. Avatar - Leona Lewis - I See You (Leona Lewis'in sesi harika, şarkı da filmin temposuna gayet iyi gidiyor.)
  8. Twilight - Bella's Lullaby (Film uyuzlarla dolu da olsa müziklerini beğenmiştim.)
  9.  Harry Potter & The Deathly Hallows - The Oblivation (İkiye bölünen final bölümünün en heyecanlı sahnelerine eşlik eden müzik.)
  10. Remember Me - Tyler's Death (Filmin kurgusunu çok beğenmiştim. Müzikleri de harikaydı.)




27 Kasım 2011 Pazar

Evde Film Keyfi ~The King's Speech~

27 Kasım 2011 Pazar 0
Bu haftasonumun bir kısmını film izlemeye ayırıp, bir süredir izlemek istediğim iki filmi izledim. İlki "One Day"di. İkincisi ise "The King's Speech" oldu. İlk yayınlandığından beri merak ediyorum, diğer film gibi her gün bir parça daha erteleyerek aylar sonra ancak izlediğim filmi pek beğendim. Aldığı Oscar'ları fazlasıyla hak etmiş. İzlemeden önce "Black Swan"a haksızlık yapıldığını; onun hak ettiği Oscar'ları aldığını düşünüyordum. Ama Kesinlikle öyle değil. Yakın tarih de olsa, tarih filmlerini izlemekten keyif alıyorum. İngiliz kraliyeti de, sağ olsun, bize birkaç yılda bir bu fırsatı veriyor. Kendilerini takdir etmiyor değilim.

Filmimiz şuanda İngiltere tahtında yer alan II. Elizabeth'in babası olan VI. George'un kekemeliği üzerine. Babası V. George'tan sonra tahta çıkış yolunda ikinci sırada olan Bertie (Albert Frederick Arthur George) küçüklüğünden beri kekemelikle cebelleşmektedir. Bir çok doktora görünmesine rağmen, herhangi bir çözüm bulunamamıştır. Babasının ölümü üzerine ağabeyi tahta çıkmış, lakin kısa süre sonra bir kadın uğruna tahttan feragat etmiş ve yerine hiç beklemediği bir anda kendisi tahta çıkmıştır. Tahta çıkmadan önce eşinin bulduğu bir uzmana (Lionel Logue) gitmiş ve tedavi olmaya başlamıştır. Halka, radyo aracılığıyla, sık sık konuşma yapması gerekmektedir. Kekemeliği nedeniyle bu onun için büyük bir kabusa dönüşmüştür. Filmimizin genel hatları bu şekilde. 

Filmde kekeme kralı canlandıran Colin Firth'e bir defa daha hayran kaldım. Helena Bonham Carter'ı ilk kez normal bir insan olarak görüyoruz. Bence o da çok başarılı. Kendi çizgisinden çıkmış. İngiliz kraliyet filmlerinin vazgeçilmezi Geoffrey Rush da yaşından beklenmeye bir rolde. Ayrıca Harry Potter serisinden tanıdığımız Dumbledore, Michael Gambon da filmde, V. George olarak karşımızda. Oyunculuklar çok güzeldi. Ayrıca filmde kısada olsa Kraliçe Elizabeth'i de görüyoruz. 

İngilizlerin kendi kendilerine yaptıkları bu özeleştiriler çok hoşuma gidiyor. Kendi kusurlarını, hiç çekinmeden gayet güzel bir şekilde film yapabiliyorlar. Darısı başımıza diyorum. İzlemeyenlere ve tekrar izlemek isteyenlere iyi seyirler diliyorum...

26 Kasım 2011 Cumartesi

One Day

26 Kasım 2011 Cumartesi 4


Uzun zaman önce fragmanını görüp izlemek için can attığım, fakat zaman yetersizliği ve birazcık da tembelliği karıştırınca, izlemek için ancak fırsat bulduğum film "One Day".

David Nicholls'ün aynı isimli romanından beyaz perdeye uyarlanan filmimizin başrollerinde pek sevdiğim, hatta bayıldığım Anne Hathaway ve benim daha önce de The Other Boleyn Girl'de George Boleyn olarak dikkatimi çeken Jim Sturgess, yer alıyor. Filmimiz genellikle İngiltere olmakla birlikte, birazcık da Fransa da vuku buluyor. 15 Temmuz 1988 başlayan olaylar silsilesi periyodik olarak her yılın 15 Temmuz'unda geçiyor ve 2011'de son buluyor.

Emma ve Dexter'ın birbirlerine aşık olmaları ve bence tamamen Dexter'ın uçarı ve rahat tutumu yüzünden çok geç birbirlerine kavuşurlar. Bu süre zarfında Emma yazar olmak için uğraşırken; Dexter, eğlence dünyasına dalar. Aslında zengin bir aileden gelen Dex, gittikçe düşer. Emma'yal birbirlerinden bu nedenle uzaklaşırlar. Lakin Dex'in dibe vurduğu bir anda, daha önceki her seferinde ki gibi, Emma çıkagelir ve onu yeniden canlandırır. Film'den anlatacaklarımı çok üstünkörü yazıyorum. Çünkü, ayrıntıları verip izleme isteğinizi kaçırmamalıyım.

Aslına bakarsanız, ben daha farklı bir film bekliyordum. Birazcık hayal kırıklığına uğradım. Ama yine de izlemeye değer bir film. Müziklerini çok beğendim. Mekanlar fena değil. Tahmin ediyorum birçok kişi izlemiştir. Ama hala izlemeyen varsa ve izlemek istiyorsanız, pek zaman geçirmeden izlemenizi tavsiye ederim. İyi seyirler...

PS:
1-)Filmde sık sık bu müziği duyabilirsiniz, ama ben yine de paylaşmak istiyorum.
2-)Aşk her zaman yakında olmuyor. Bulduğunuzda sıkı sıkı tutmak gerekiyor sanırım...

21 Kasım 2011 Pazartesi

Eski notlardan-Super 8-

21 Kasım 2011 Pazartesi 0
Aylar önce buraya yazmak için bi yerlere not aldiğim yazıyı buldum. Ben bile unutmuştum:))

Geçtiğimiz günlerde ülkemizde gösterime giren Super 8'e gittim. Fakat pişmanım. Çünkü bu tarz bilim kurguların fanatiği değilim. Ama IMDB gibi sinema hayatımızı sekillendiren sitelerden edinilen ve Amerikan box office'ten gelen sonuclar doğrultusunda gittim. Hatta arkadaslarım tarafından cebren ve hile ile götürüldüm. İste arkadas hatırına çığ tavuk bile yeniyormus:)) bunu da gördük:)) Filmin yapımcısı Steven Spielberg olunca, hemen aklımıza dünyaca ünlü E.T. geliyor tabi. Film de zaten o taddaydi. Salondaki ergenler büyük heyecanla izlerken, ben yine filmdeki cocukların triplerine gülmekten yariliyordum. Bilmiyorum. Bu tarz Amerikan über kurgu çılgınlıklarını sevenler eminim begeneceklerdir. Ki arkadasım çok beğendi. Sevenlere iyi seyirler...

6 Mayıs 2011 Cuma

Fast and Furious 5

6 Mayıs 2011 Cuma 0
Dün büyük zorlamayla gittiğim Fast and Furious serisinin son filmi Fast Five, geçtiğimiz günlerde ülkemizde vizyona girdi. Amerikan box office'te de ilk sıralarada hemen yerleşmiş. Ülkemizde de büyük ilgi görecek sanırım. Hiç ilgimi çekmeyen bir seri olan Fast and Furious, zorla izlememe rağmen gayet eğlendim. Film adına uygun olarak sadece Fast, diğer kısmı pek yok:D Brezilya'nın başkenti Rio de Janeiro'da geçen filmde, bu şehrin arka sokaklarını bile o kadar iyi çekmişler ki, bayıldım. Gidesim geldi, o gudubet yere. İnsanların özellikle salonda önümde oturan ergenlerin koltuklarında heyecandan hoplaya zıplaya izledikleri filmi, ben gayet kahkalarla, eğlenerek izledim. Gittiğime pişman değilim. Ama asla bana göre bir film değil. Aranızda mutlaka müdavimleri vardır. Şimdiden iyi seyirler diliyorum.

10 Şubat 2011 Perşembe

Beklenenler...

10 Şubat 2011 Perşembe 2


PS: Black Swan'ı dayanamayıp izledim:)) Ama vizyona girince sinemada tekrar izleyeceğim:))

6 Şubat 2011 Pazar

~Aşk Tesadüfleri Sever~~

6 Şubat 2011 Pazar 0
Birkaç ay önce sinemaya gittiğimde, fragmanları izlerken gözüme kestirmiştim. O zamandan beri de bekliyorum. Başrollerini Mehmet Günsur ve Belçim Bilgin'in paylaştığı filmimiz, Ankara ve İstanbul'da geçiyor. Aslında İstanbul daha çok yan mekan gibi. Ankara'nın birçok yerinde çekimler yapılmış ve filmin geneline yayılmış. Bu çok hoşuma gitti. Sanırım bildiğimiz mekanların kullanılması, filmi çekici kıldı.
Filmimiz, dünyada olması biraz zor olan ütopik bir aşk hikayesi. Özgür ve Deniz'in kaderleri doğumlarından itibaren kesişir. Aynı gün, aynı hastanede doğarlar. Yan yana yatarlar. Çocuklukları aynı mahallede geçer. Film boyunca da hayatları birçok kez kesişecektir. Artık o gülümseten, insanın "ah ah ne güzel!!" dedirttiği diğer tesadüfleri de izleyip görün, daha fazla açmayayım. Tesadüfleri açıkladıkça hepsi çorap söküğü gibi peş peşe geliyor. O da sonu açık ediyor. O yüzden izleyip görünüz.
Yönetmen Ömer Faruk Sorak'ın ellerine ve kamerasına sağlık. Filmi çok beğendim. Konusu ütopik de olsa, kurgusu ve işlenişi çok güzeldi gerçekten. Merak eden, etmeyen herkesler izlesin bence. Herkes kendine göre birşeyler bulacaktır. İyi seyirler şimdiden...Tekrar emeği geçenlerin ellerine sağlık.

8 Ocak 2011 Cumartesi

Güldüm, Güldüm, Çok Eğlendim...:))

8 Ocak 2011 Cumartesi 0
Dün vizyona giren filmimize, birinci bölümü izleyenlerden duyduklarım ve bir öneri ile hemen gitmeye karar verdim. Film başladı, gülmeye başladım, film bittiğinde hala katıla katıla gülüyordum.
Senaryosunu Ata Demirer'in yazdığı, başrollerinde de yine Ata Demirer'in kendisi ve Demet Akbağ var. Filmin tamamı Geyikli de geçiyor. Yerel ağızla konuşmalar ve espriler tam kıvamında. Klasik Türk filmi kalıbı yıkılmaya çalışılıyor bence. Bilirsiniz genelde sinema filmlerimiz küfür yoğun filmler olur, Eyvah Eyvah 2 böyle değil.
Demet Akbağ'ın canlandırdığı Firuzan'a bayıldım. Saç, makyaj, dudaklar, dişler ve kıyafetler harikaydı:))
Dün TV'de Seda Sayan'la röportajları vardı. Devamı gelmeyecekmiş. Sonmuş. Öyle söylediler.
Seda Sayan bir noktaya parmak bastı: Firuzan, film boyunca ve son sahnede birçok kişiye benziyor. Özellikle Demet Akalın, birazcık Ajda Pekkan, birazcık Seda Sayan. Ama ana karakter bence Popstar Mehtap. Çok benziyor. Konuşmaları, hareketleri... Küçücük bir sır vereyim. Firuzan, meşhur oluyor ve Fasulye'ye remix yapıyorlar. Bu yaz çok sık duyacakmışız gibi, ki yaza da kalmaya bilir:))
Gülmek, eğlenmek isteyenlere önerilir. İki saat boyunca tabiri caizse yarılacaksınız. İyi Seyirler...

7 Ocak 2011 Cuma

Karmakarışık...

7 Ocak 2011 Cuma 0
Bir süreden sonra, nihayet Disney'den tadı damağımda kalan bir animasyon, Karmakarışık. Orjinal adıyla Tangled. Up'tan sonra izlediğim en renkli en canlı animasyondu, doğrusu.
Bilinen hikayelere biraz daha hareket katıp, yeni yapımlara imza atan Disney, bu sefer de Rapunzel'i seçmiş kendisine. İyi yapmış. Filmi Türkçe dublajlı izledim. Dublajı da çok beğendim. Sesler o kadar güzel oturmuştu ki karakterlere. Müzikleri de çok hoştu. Finalde Sertab'ın sesinden "Başka bir şey bu" adlı şarkıyı da dinleyebilirsiniz.
Hikayemiz şöyle: ülkenin Kral ve Kraliçesi bir veliaht istemektedir. Kraliçe hamileyken hastalanır. Tüm halk, bir cadı tarafından saklanan sihirli bir çiçeğin peşine düşer. Cadı sakladığını sandığı çiçeğin yerini açık eder. Kraliyet muhafızları bulurlar çiçeği, kraliçe iyileşir ve sapsarı saçlarıyla Rapunzel doğar. Çiçeği saklayan cadı Rapunzeli kaçırır ve bir kuleye hapseder, kendi kızı gibi büyütür. Yıllar sonra tesadüfen, bir kaçak, kuleye girer. Rapunzel ilk defa biriyle tanışmıştır. Kuleden çıkması yasak olan Rapunzel, onunla pazarlık yapar. Her yıl doğum günün de ortaya çıkan uçan ışıkları görmek ister. Kaçak Flynn Ryder'la yola çıkarlar ve macera başlar.Devamını ve ayrıntıları izleyin artık:))
İki kahramanımız daha var. Birisi Rapunzel'in, sevimli ve komik arkadaşı küçük bukalemun, diğeri ise Kraliyet muhafız atı Maximus. İkisi de çok komikler. Çok güldürdüler beni.
Animasyon severlere tavsiye edilir. Şimdiden iyi seyirler...

17 Aralık 2010 Cuma

Turist...

17 Aralık 2010 Cuma 4
Türkiye'de gazetelerde çokça yer alan bir film, Turist. Neden haber oldu; çünkü Acun, Angelina Jolie ve Johnny Depp ile röportaj yaptı. Ama henüz filmin nasıl olduğunu bilen yoktu sanırım o sıralar. Nitekim pekte öyle haber olacak bir film değil. Sıradan, eğlencelik bir film.
Filmin büyük bölümü Venedik'te geçiyor. Bu tarz filmler, İtalyan turizmini büyük ölçüde etkiliyor bence. Çünkü Venedik harika görünüyor yine, tüm filmlerde olduğu gibi. Bu, filmi izlenir kılan etkenlerden birisi. İkincisi , erkeklerin hayran olduğu Angelina Jolie- ki tam bir zerafet abidesi, tanrıça olmuş filmde- ; diğeri de kızların hayran olduğu Johnny Depp. Üçüncüsü ise müzikleri çok güzeldi. Yerli yerine oturmuşlardı. Ama bunlar ancak konunun sıradanlığını birazcık yukarı çekip, biraz daha ilgi çekici yapmıştı. Yine de sonunu tahmin edebildiğiniz bir film.
Bu kadar yerdikten sonra, Angelina Jolie'nin kıyafetlerinin çok güzel olduğunu ve çok güzel taşıdığını da belirtmek isterim. Son sahnede boynundaki taşlı tasma, elbisesi ve saçı çok güzel olmuştu.

13 Aralık 2010 Pazartesi

Av Mevsimi...

13 Aralık 2010 Pazartesi 0
Fragmanını ilk kez izlediğimden beri heyecanla beklediğim bir filmdi. Sonunda kavuştum geçtiğimiz günlerde. 3 saat süren bir heyecandı benim için. Heyecanım bir an bile düşmedi. Baya kalabalık bir grupla gittik. Herkes benim gibi düşünmedi tabi ki. Ama ben gerçekten büyük hayranlıkla izledim. Herşeyden önce Şener Şen gibi bir usta, yeniden Yavuz Turgul'un kamerasında, bu çok önemli. Diğer oyunculara gelecek olursak, Çetin Tekindor tartışılmaz; Okan Yalabık ve Melisa Sözen gençliklerini çeşitli dizilerde ve diğer projelerde geçirmiş, gençlikten çıkmış yetenekler; Cem Yılmaz'a gelince, kendisi daha önce birçok projeye imza attı, birçoğunda da yer aldı ve başarılı oldu. Türkiye'nin en sevilen simalarından. Ben başta bu kadroda ismini duyunca "Nasıl olacak acaba?" diye düşünürken, filmi izleyince tüm bu sorular, endişeler silinip gitti kafamdan. Tek kelimeyle o da harikaydı.
Filmin görüntü kalitesi, seçilen sahneler, müzikler çok güzel. Son dönemde atağa kalkan Türk sinemasına güzel bir örnek daha katıldı.
Film etkileyici birçok sahnesi var ama hepsini saymayacağım. Filmin havası kaçar. Ama bir sahne var ki günlerdir Facebook'ta insanlar paylaşıyorlar. O da Cem Yılmaz'ın şarkı söylediği sahne. Herkes çok beğenmiş. Şarkının adı "Hayde"; orjinal halini Kazım Koyuncu da seslendirmiş. Ama Cem Yılmaz'ın sesinden daha fıkır fıkır olmuş. Ben de beğendim.
Başta da belirttiğim gibi, ben çok beğendim. Ama bir çok arkadaşımdan da film çok kötüydü diye yorumlar duydum. O halde herkes izleyip kendi karar vermeli. İzlemeyenlere iyi seyirler şimdiden...

1 Aralık 2010 Çarşamba

Due Date...

1 Aralık 2010 Çarşamba 0
26 Kasım'da ülkemizde vizyona "Git Başımdan" adıyla vizyona giren "Due Date"'in başrollerinde Robert Downey JR. ve Zach Galifianakis oynuyor. Yönetmen koltuğunda ise, daha önce "The Hangover"dan tanıdığımız, Todd Philips var. Film, yine "The Hangover" tadında zaten. Bir dizi aksilikler üzerine kurulu. Fakat bu aksilikler bir süre sonra komik bir hal alıyor ve sizi birazcık eğlendiriyor. Bu aksilikler, tesadüfen yol arkadaşı olmak zorunda kalan bir mimar ve Hollywood'da oyunculuk hayali kuran bir oyuncunun başından geçiyor.
Mimarımız Peter, çocuğunun doğumuna yetişmek istemektedir. Fakat, uçakta başına olaylar gelir ve tutuklanır. Uçamaz Listesi'ne girer. Araba kiralamak zorundadır, cüzdanını bulamaz. Mecburen kaçık oyuncu Ethan'a katılır. Yolda başlarına gelenleri artık siz izleyin.
"The Hangover" kadar komik olmasa da, güzel bir film. Sizi eğlendirecek. Neden sürekli "The Hangover"'la karşılaştırıyorum diye merak ederseniz iki filmin de yönetmeni aynı. Dolayısıyla ikisi arasında bir karşılaştırma yapabilirsiniz siz de.
Herkese iyi seyirler şimdiden...

19 Kasım 2010 Cuma

Harry Potter ve Ölüm Yadigarları ~Bölüm 1~

19 Kasım 2010 Cuma 5

İki gündür gitmek için çeşitli yollara başvurdum. Fakat bugün ancak yer bulabildim. Kendi çapımda bir Harry Potter manyağı olarak, bu filme de bir an önce gitmek istedim. Şimdiye kadar izlediğim, roman uyarlaması olarak, en iyi film serisi bence.( Yüzüklerin Efendisi serisini
okumadım. Onu tenzih ediyorum. Filmler çok iyiydi, ama kitaba bağlı kalınmış mıydı, bilmiyorum.)
Film, biz -Harry Potter meraklılarını- uzun süre bekletti. Sonra, aniden
fragman yayınlandı. İzleyen herkes çok heyecanlandı. Derken serinin son filminin iki parça olarak vizyona gireceği yayıldı. "Demek ki baya ayrıntılı çekecekler!!!", dedik hep beraber...
Serinin son filminin, 2 saat içerisinde bitmemesi beni açıkçası biraz sevindirdi. Çünkü son film olduğundan bir sefer de bitse, filmin oluşturduğu bu atmosfer çok kısa soluklu olacaktı. Devamını heyecanla bekleyeceğiz.
Kitapların hepsini ezberlememe karşın yine de uyarlama çok iyi olduğundan izlemekten zevk alıyorum. Bu bölümde artık bir şeyler çözülmeye başlayacak. Ama yayınlanan bölümde, kitabı okumayıp, olayın akışına yabancı olanlar için, bazı anlar hava da asılı kaldı. Onlar için üzgünüm:)) Salonda bazı an
larda "Harry, neden böyle yaptı??" diye soran sesler duymadım değil.am ortada kestiler, 1. Bölümü. Voldemort, mürver asayı eline aldı ve orada bitti.
Filmin hemen her sahnesini heyecanla izledim. Sadece bir sahnede üzüldüm; - bu ayrıntıyı söylemekte bir mahsur yok, ki kitabı okuyanlar biliyorlardır- Harry'nin sağdık dostu cin Dobby, uyuz
Belatrix Lestrange'in fırlattığı bir bıçakla hayatını kaybetti.
Filmin görüntüleri, efektleri ve müzikleri gayet güzeldi. İki buçuk saat süren film, gayet akıcı. Henüz izlemediyseniz, şiddetle tavsiye ediyorum. İzleyecek olanlara şimdiden iyi seyirler...

18 Ekim 2010 Pazartesi

Mahpeyker: Kösem Sultan...

18 Ekim 2010 Pazartesi 2

Son birkaç yıldır yapılmalı dediğim türden bir film nihayet geçen cuma vizyona girdi. Mahpeyker: Kösem Sultan. Bugün henüz izleyebildim. Sinemanın yolunu tutmadan önce daha önce pek sık yapmadığım bir şeyi yapıp film hakkında ki yorumları okudum. Okuduğum yorumlar pek parlak değildi. Genelde daha önce çekilen yabancı tarih filmleriyle
karşılaştırılmış ve düşük puanlar verilmişti.
Bunların başında Hint asıllı yönetmen Shekhar Kapur'un çektiği 1998 yapımı Elizabeth ve 2007'de vizyona giren Elizabeth: The Golden Age geliyor. Bu karşılaştırmayı yapıp Mahpeyker'i beğenmeyen yorumların içinde, çok beğenip yüksek puanlar verenler de vardı. Ben de filmi izledikten sonra, bu az sayıda ki beğenenlerden birisi olmaya karar verdim. Bence
dönemin harem hayatı çok iyi yansıtılmıştı. Bu döneme ait
birçok kitap okudum, çeşitli - basit- filmler izledim. Şuana kadar yapılanların en iyisi olduğuna karar verdim ve bence yabancı yapımların karşısında da durabilecek bir film.
Okuduğum bazı eleştirilerde, filmin yeterince etkileyici olmadığından yakınıyorlardı. Bu bence izleyicinin dönem
hakkında ki bilgisinin yetersizliğinden kaynaklanıyor. Çünkü Kösem Sultan'ın sarayda
etkili olduğu dönem o kadar çok kişi etkin ki, bunları bilmeden filmin anlaşılması zor biraz. Çünkü bu kadar teferruatlı bir dönem 2 saatte ancak bu kadar anlatılabilir.
Filmin başrollerinde; usta oyuncu Selda Alkor -Kösem Sultan'ın yaşlılığını canlandırıyor-, genç oyuncular, Damla Sönmez ve Gökhan Mumcu yer alıyorlar. Filmin konusuna gelince, saraya gelen Emine'yi (Kösem Sultan) gören I. Ahmet, görür görmez vurulur ve ona Mahpeyker adını verir. Mahpeyker'in sarayda kalmasını emreder ve hemen nikah kıyar. Fakat nikahlandıklarını hemen duyurmazlar. Çünkü o zaman hayatta olan Büyük Valide Sultan Safiye ve Valide Sultan Handan sultanlar, Mahpeyker'i istemezler ve Mahpeyker'in harem eğitiminden geçmesi gerektiğini bahane ederek onu padişahtan uzaklaştırırlar. Bu sırada II. (Genç) Osman'ın annesi olan Mahfiruz'u padişahın gözdesi yapmaya çalışırlar. Fakat, padişah kendisini oyaladıklarını anlayınce, Büyük Valide Sultan, Safiye'yi olandan bitenden sorumlu tutarak, onu eski saraya sürer. Derken birbirlerine kavuşan Ahmet ve Mahpeyker, zaman geçer çocukları olur ve Sultan I. Ahmet aniden ölür. Mahpeyker artık yalnızdır ve iktidar
hırsıyla eski saf halinden çok uzaklaşır ve artık gözünü tamamen iktidar hırsı bürür. Bunun için kendi oğlunu dahi öldürtür.
Olayın sonunu hepimiz biliyoruz. Sarayda geliniyle iktidar kavgasına tutuşan Kösem Sultan, bir gece dairesinde ölü bulunur.
Döneminin en önemli şahsı olan Kösem Sultan, o dönem de çok zor olan bir şeyi yapmış, Osmanlı'yı 10 yıl boyunca oğlunun adına bilfiil yönetmiştir. Bu ilk ve sondur. Diğer sultanlar da yönetimi etkilemişlerdir, fakat aleni olarak yönetememişlerdir.
Müziklerine de değinmeden edemeyeceğim. Can Atilla tadında olan müzkler de gayet başarılılardı bence.
Tarih meraklılarına kesinlikle tavsiye ediyorum. İzlemek isteyen herkese şimdiden iyi seyirler...
 
◄Design by Pocket►