tv series etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tv series etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Mayıs 2013 Çarşamba

Ben aslında burdayım!

15 Mayıs 2013 Çarşamba 0


Herkese selamlar. Yine uzun mu uzun bir aradan sonra blogumuza nihayet girebildim. Burdan uzak kalmak çok zor, ama işte hayat şartları. Ne yapacan, MECBIIIIRR!! Yazmadığım süre boyunca o kadar çok şey geldi geçti ki. Bu, ne yapacan, lafı da onlardan biri. Ama ben bunlardan uzak kalıyor muyum? ASLA!!!

Son iki yıldır, Ekim sonu gibi sosyal dünyadan kopup, Mayıs ortası-sonu gibi tekrar dünyaya dönüş yapıyorum. O kadar çok şey birikti ki. Hangisini yazsam diye düşünmeden edemiyorum. Ama, ilk olarak bol kahkahayla, neşeyle izlediğim Galip Derviş'le başlamak istiyorum.


Avrupa Yakası'ndan beri, uzun soluklu ekranlarda göremediğimiz Engin Günaydın'ı, nihayet televizyonda tekrar gördük. Arada Avrupa Yakası kadar uzun soluklu olmasa da, müdavimi olduğum Muhteşem Yüzyıl'a harem ağası, Gül Ağa olarak girip çıktı, oyunculuğunun da tadı damağımızda kaldı. Artık öyle bir algı oluştu ki, Engin Günaydın'ı gördüğüm yerde gülme geliyor. Hayırdır inşallah! 

Gel gelelim Galip Derviş'e. Dünyaca ünlü dizi Monk'tan uyarlanan dizi, Türk dizi standartlarına göre hem kısa hem de gayet kaliteli. Baş rollerinde Engin Günaydın, Algı Eke ve Orhan Güner'in paylaştığı dizimiz, yıllar önce eşini kaybettikten sonra travma geçiren, obsesif eski bir polisin kanıtlara somut olarak ihtiyaç duymadan cinayetleri sezgileriyle çözmesini ele alan komik bir komedi.

Baş karakterimiz Galip Derviş, obsesif olunca başında bin bir türlü dert. Bunlarla baş edebilmesi için de hemşire Hülya'nın refakatine ihtiyaç duyar. İkili arasında geçen komik diyaloglar dizinin temel taşını oluşturmakta.

Dizinin farklı olayları ele alışı, her hafta birbirinden usta oyuncuların diziye konuk olmaları diziyi daha da çekici kılıyor. 

Bir de diziyle aynı zaman denk gelen Engin Günaydın'ın yer aldığı Artema reklamları bütün ışıkların kendisine çevrilmesine sebep oldu. 



Kendisini müdavimleri zaten severek takip ediyorlardır. İzlemek isteyen ve izleyenlere de iyi seyirler...

PS: Uzun süredir yazmamak pek iyi olmadı. Daha sonraki günlerde, daha güzel yazılarla görüşmek üzere....


5 Şubat 2012 Pazar

Yalan Dünyaaaa...

5 Şubat 2012 Pazar 2
Avrupa Yakası'ndan sonra dört gözle beklediğimiz, sürekli hakkında efsaneler duyduğumuz, Cuma akşamlarımızın yeni vazgeçilmezi ve bizi gülümseten Yalan Dünya. Henüz 4. bölümü yayınlanmasına rağmen insanları hemen kendisine bağlamayı başardı. Açıkçası başlayacağını ilk duyduğumda acaba Avrupa Yakası kadar iyi olur mu diye kendi kendime düşünmedim değil. Bu düşüncemin ne kadar yersiz olduğunu ilk bölümden sonra gördüm.
Her şeyden önce kadrosu harika ve çok kalabalık. Öyle yan karakterler pek yok hemen hepsi ana rollerde.Bu kadar iyi ve kalabalık bir kadroya her hafta senaryo yazmak, gerçekten çok büyük ve başarılı bir iş. Set de çok güzel yapılmış.
Daha önceden tanıdığımız usta oyuncular Gönül Ülkü, Altan Erkekli ve Füsun Demirel zaten harikalar. Bunun dışında birkaç dizide gördüğümüz Nihal Yalçın, Açılay karakteriyle harika. Kendisi Okan Bayülgen'in programındaki tiplemeleriyle çok sevilmişti. Bir de yine ön plana çok çıkıp, büyük bir çoğunluk tarafından çok sevilen Orçun tiplemesi, Bartu Küçükçağlayan'ı bundan önce ben Binbir Gece adlı diziden hatırlıyorum. Bu sefer tamamen farklı, çok komik, çok yaratıcı bir karakterle karşımızda. Hareketleri ve konuşmaları çok komik. Çok güldürüyor bizi:)
Yine Avrupa Yakası'nın Makbule'si Hasibe Eren'i görüyoruz ki, Gülistan karakteri Makbule'nin evlenmiş hali gibi;Ömür Arpacı yeniden bir Karadenizli...
Dizi beklenilen sürede izleyicilerin beklentisini çok yükseltti. Lakin bu beklentileri de karşılamayı bildi. Umarım hep bu şekilde devam eder. Biz de bol bol güleriz. İyi seyirler...

24 Aralık 2011 Cumartesi

The Borgias...

24 Aralık 2011 Cumartesi 0
İnternetten dizi izleme alışkanlığım pek olmamasına rağmen, merakım daha ağır bastı ve izlemeye baladım The Borgias'ı. Bundan önce sadece Tudors'ı baştan sona izlemiştim. Sanırım The Borgias'ı da devamlı olarak izleyeceğim. Yine bir tarihi kurgu, yine Avrupa... Ama bu defa Roma'da ki Papa Alexander Sixtus ve olmaması gereken ailesi. Olmaması gereken diyorum, çünkü bildiğim kadarıyla Hristiyan din adamlarının aileleri olmuyor. Birçok entrikanın döndüğü Roma papalık sarayı, parça parça prensliklerle kaplı bir İtalya ve herşeye burnunu sokmaya bayılan bir Fransa var. Dizi de bizden de bir parça var. Bildiğimiz üzere, Fatih Sultan Mehmet'in küçük oğlu Cem sultan, ağabeyi II. Beyazıt'a karşı Roma'ya sığınmış ve  II. Beyazıt, Roma'nın bu kısa bir süre misafirliğe karşılık Papa'ya fidye ödemiştir. Lakin sonra imparatorluk için tehdit oluşturması nedeniyle Roma'da öldürülmüştür. Dizide bu olayı da kısaca izleyebilirsiniz. Cem sultanı oynayan genç Türklerden çok Araplara benzese de yine olayın genel hatlarıyla doğru verildiğini düşünüyorum.
Borgias ailesi İspanya'dan Roma'ya gelmiş, ve çeşitli entrikalarla papalık seçiminde aileden bir papa çıkarmayı başarmışlardır. Tam bir krallık kurmuşlardır. Aile dini işlerden ziyade Avrupa'nın güç dengelerini oluşturmaya çalışmaktadır. Tabi ki birçok düşmanları vardır.
Bu kadar, kısacık bilgi yeter bence. Ama şunu da eklemeliyim ki bütün yabancı diziler gibi bol sevişmeli ve kanlı bir dizi. Tarih kurgularını sevenlere tavsiye ederim. İzlemek isteyenlere iyi seyirler...

7 Ocak 2011 Cuma

Yersiz Tartışmalar...

7 Ocak 2011 Cuma 0
Günlerdir dört gözle beklediğim dizi, geçtiğimiz çarşamba nihayet yayınlandı. Sinema filmi tadında bir buçuk saat hiç reklam verilmedi. Ben de soluksuz izledim. Türkiye de şimdiye kadar yapılmış diziler içerisinde en iddialı ve en pahalı yapımlardan birisi sanırım. Diziyi "Yerli Tudors" olarak adlandırdım. Çünkü yayınlanan afişleri, Tudors'un afişlerine çok benzettim ki bana katılanlar da var.
Son günlerde dizinin kaldırılması gerektiğini düşünen bir ton insan var. Devlet erkanı da katıldı bu bir ton insan arasına. En yüksek noktadan eleştiri geldi. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, dizinin içeriğiyle ilgili üzüntüsünü bildirdi. Gerek var mıydı bilmiyorum. Üzüntüsünün sebebi de "Bir İslam Halifesini olmayacak ilişkiler içerisinde" gösteriyorlarmış. Ki olmayacak hal de değil pek. Sonuçta Kanuni ya da diğerleri, hepsi insan ve eğer böyle bir şey yoksa, o Harem kurumu neden var? Tamam orası padişahların evi, mahremi. O kızlarda hizmetkarlar. O zaman neden dünyanın dört bir yanından en güzel kızlar getiriliyor ve padişah anaları, valide sultanlar neden hep yabancı ve dünya güzeli kadınlar.Şuraya varmak istiyorum, olaylar dizi için biraz abartılmış olabilir , bu konuda bilgi sahibi değilim, bilemem. Ama asla yoktu böyle birşey diyecek kadar da bilgisiz ve gözü kapalı değilim. Eğer böyle şeyler yoksa, o kadar hikaye nereden çıkıyor. İnsan hayal gücü de bir kaynakla beslenir, ki gerçektir bu kaynaktır.
İzleyicilerin biraz daha sağduyulu yaklaşıp bunun bir dizi olduğunu unutmamaları gerekiyor bence. Sadece bir dizi. Nasıl ki Kurtlar Vadisi bir dizi ise bu da öyle.
Devlet de işin içine girdiğine göre, artık davalar açılır. Sanırım bu güzel yapım da sonlandırılır. Bu olaylar üzücü. Kendimizi daha geliştirip böyle olaylarla uğraşmayacak kadar ilerlemiş olmamız gerekiyor. Ama biz hala geriden geriden geliyoruz...Üzücü..

28 Aralık 2010 Salı

Sonu Geldi Nihayet...

28 Aralık 2010 Salı 2

Reşat Nuri'nin aynı adlı eserinden çarpıtılan dizimiz, nihayet yarın ekranlara veda ediyor. Üniversiteye başladığım başlamıştı. Son iki yıldır, bu yıl bitecek diyen senarist teyzeler, her seferinde daha da uzattılar. Romanı daha fazla çarpıtamayacaklarını da 5. yıl da anladılar. Bıravaaaa:D Ece ve Melek teyzelerin yazdığı en uzun soluklu dizi oldu.(Teyzeler, romanı tekrar yazsalar, heralde bir kütüphane dolusu kitap çıkarırlardı.) Teyzelere de zaman zaman imrenmedim değil, çünkü o kadar entrikalı senaryolar yazdılar ki, hem korktum hem sevdim. Onların bu acılı senaryoları yüzünden sıradan diziler biz izleyicileri açmaz oldu. Son 3 bölüm haricinde sadece birkaç bölümü tam izlemişimdir- o da annem sayesinde- bölüm sonlarında dünya böyleyse ölmek istiyorum diye kendimden geçtim. Dudaktan Kalbe, Aşk-ı Memnu, Samanyolu vs. diziler teyzelerimizin elinden çıktı. Ay Yapım da sağolsun onlar ne yazsa hemen çekti.
5. sezonun sonunda tek sağ çıkan küçük kız Ayşe olacak herhalde. Ondan da hala şüphlerim var. Son bölümde bi sürpriz yapcakmış gibi. O evde büyüyen bir çocuk nasıl normal - o evin standartlarına göre- kaldı, anlamadım. Ali Rıza'nın anıtsal konuşmaları bile etkilemedi o kızı. Ali Rıza bile dayanamadı kendine felç oldu.
Ekranlarda ki bir dev daha sona eriyor, ama ersin artık. Ağaçtaki her yaprak için ayrı bir bölüm çektiler. Sıkıldık. Yani bu kadar acıyla da yaşanmazz...
Neyse çok dalga geçtim diziyle. Bakalım yarın nasıl bir son gelcek. Bekleyelim ve görelim...:)) Meraklılarına iyi seyirler.

14 Aralık 2010 Salı

Tam Bana Göre...

14 Aralık 2010 Salı 0
Benim gibi tarih delisi birisine iyi gidecek bir dizi geliyor yakında. 5 Ocak günü Show TV'de başlayacak olan, Muhteşem Yüzyıl ~Aşk-ı Derun~ beni heyecanlandırıyor. Kanuni Sultan Süleyman ve Hürrem aşkı bu sefer Meral Okay'ın kaleminden, Taylan kardeşlerin kamerasından ekranlara gelecek.
Kanuni'yi Halit Ergenç canlandıracak. Yakışacak bence. Valide Sultan da tabi ki Nebahat Çehre olacak. Aşk-ı Memnu'dan entriklara alışık olan Nebahat Çehre, oyuncu kimliği ile bu entrikaları saraya taşıyacak.
Hürrem'i canlandıracak oyuncuyu bulmakta zorlanan ekip, sonunda onu da bulup kadrolarını tamamlamışlar.
Ne olursa olsun, Gülben Ergen'in oynadığı, Hürrem Sultan'dan iyi olacağı aşikar...
Beklemediyiz efendim, hem de heyecanla...

20 Ağustos 2010 Cuma

Bored to Death

20 Ağustos 2010 Cuma 0

Süperkulade görümcesi sayesinde (bahçelerde börülce oynar gelin görümce hesabı) "rengarenk" diye ortalarda banıran ve içi geçmiş gençliğe hitabemizin biz de rengarenkiz diye çınlamasına neden olan sertab erener üstüne bi de istiklal'den topladığı h&m gayleriyle klip çekti. Ee herkes renga renga renk diye gezsin efenim ama kazın ayağı öyle değil. Ölümüne sıkılanlarımız da mevcut. İşte adamlar dizisini de yapmış "Bored to Death". Pek şükela ve hoş.
Sevimli sevimsizlerden Jason Schwartzman var başrolde. 2. kitabını yazarken tıkanmış, sevgilisi tarafından terk edilmiş, kendinden sıkılımış New Yorklu bir yahudi. Beyaz şaraba zaafı var. Dizinin yaratıcısı Jonathan Ames kendi adını vermiş kahramanına, kendi gibi kurgulamış. Bu iç sıkıntısıyla terk ediliş sonrası eline bir Raymond Chandler polisiyesi alan Jonathan internete dedektiflik ilanı verip aynı gün bir iş kapıyor. Öyle cinai vakalar değil bunlar genelde kayıp davaları ama kahramanımız her seferinde başını belaya sokuyor. Sırf kendininki değil elbet arkadaşı Ray'inkini de (Hangover'dan tanıdığımız Zach Galifianakis) o da bir diğer kaybeden: çizgi roman yazarı, sevgilisi ve onun iki kızıyla yaşamakta. Parasız üstelik sevgilisiyle sürekli atışıyolar.



Ha bir de Jonathan'ın çalıştığı derginin patronu George (Ted Dunson) var. O da bir başka sıkılan: 60lardan beri sevişmekte olan bir ruh nası sıkılmasın? New York'tan, onun entelektüel camiasının sıkıcı eventlerinden sıkılmış durumda o nedenle Jonathan ne zaman ben şurdayım burdayım dese ben de gelmek istiyorum diyip olaya dalmakta.
Bored to Death öyle kahkahalarla güldüren bir komedi değil. Canı sıkılan tuhaf karakterlerin (ama aslında bir o kadar da sıradan) yaşadığı olaylar. Dizinin artısı zekice yazılmış diyalogları. Sinsice tebessüm ettiriyo. Bir bakmışsınız dizinin bağımlısı olmuşsunuz.
25 dakika süren dizinin 8 bölümden oluşan 1. sezonu tamamlandı. 2. si de çekilmekte. Wes Anderson tarzı komedi sevenlerin kayıtsız kalamayacağı küçük ve sevimli bir yapım Bored to Death. İzleyiniz!!

18 Temmuz 2010 Pazar

Aklınızı Başınızdan Alırım !!

18 Temmuz 2010 Pazar 0
Öncelikle şunu belirtmem gerekir ki..kendi üzerimde test ettim :) İki şarkıyı da True Blood S03 EP4'te izledim geçen gün. Dizide çaldığı sahnelerden dolayı mı oldu bu etki bilmem ama bu bölüm özellikle, baya bir başarılı olmuş şarkı seçimleri.

Damien Rice - 9 Crimes (Demo) --bu versiyonu özellikle tavsiye ederim. 9 adlı albümünde, hidden bonus track kıvamında 11. parça olarak yer alıyor.--

Leave me out with the waste
This is not what I do
It's the wrong kind of place
To be thinking of you
It's the wrong time
For somebody new
It's a small crime
And I've got no excuse

Is that alright?

Give my gun away when it's loaded
Is that alright?
If you don't shoot it, how am I supposed to hold it?




Massive Attack - Paradise Circus

It's unfortunate that when we feel a storm,
we can roll ourselves over 'cause we're uncomfortable.
Oh well, the devil makes us sin
.
But we like it when we're spinning, in his grin.

 

Love is like a sin, my love
For the ones that feels it the most.
Look at her with her eyes like a flame.
She will love you like a fly will never love you, again.

9 Haziran 2010 Çarşamba

In my veins..

9 Haziran 2010 Çarşamba 3

Grey's Anatomy'nin sezon finalini izlerken ağzımı bir dakika kapatamayıp çeşme açık kalmış su bastı (bu nasıl bir benzetme ya?!!) misali ağlamam bir yana, şarkılar da beni mahvetmesini bildi sağolsun.. Bu şarkı da beni derinlerden sarsıp sonra da alıp boşluğa atan cinsten.. Bailey, arkadaşını kurtarmak için asansörlerin oraya gider, asansörlerin çalışmadığını görür, elinden gelen her şeyi yapmıştır sinirleri boşalır ve arkasını dönüp ağlamaya başlar... Arkadan da bu şarkı süzülür ağzına mıçar... Kimsenin olmadığı bir ortamda koltuğa rahatça uzanıp hayallere dalabileceğiniz bir mekan eşliğinde dinlemeniz tavsiye edilir. İşte karşınızda Andrew Belle - In my veins..


Nothing goes as planned
Everything will break
People say goodbye
In their own special way
All that you can rely on
And all that you could fake
Will leave you in the morning
Come find you in the day
Oh, you’re in my veins, and I cannot get you out
Oh, you’re all I taste, at night inside of my mouth
Oh, you run away, cause I am not what you found
Oh, you’re in my veins, and I cannot get you out
Everything will changed
Nothing stays the same
Nobody is perfect
Oh, but everyone is to blame
All that you rely on
And all that you can save
Will leave you in the morning
Will find you in the day
Oh, you’re in my veins, and I cannot get you out
Oh, you’re all I taste, at night inside of my mouth
Oh, you run away, cause I am not what you found
Oh, you’re in my veins, and I cannot get you out
No I cannot get you out
No I cannot get you out
Oh no, I cannot get you out
No I cannot get you out
Everything is dark
It’s more than you could take
But you catch a glimpse of sunlight
Shining
Shining down on your face
Your face
On your face
Oh, you’re in my veins, and I cannot get you out
Oh, you’re all I taste, at night inside of my mouth
Oh, you run away, cause I am not what you found
Oh, you’re in my veins, and I cannot get you out
No, i cannot get you out
No, i cannot get you out...
Oh no, I cannot get you...

15 Mayıs 2010 Cumartesi

Ve Henry 5. Karısını da Harcar...

15 Mayıs 2010 Cumartesi 2
Turdors'ın 4. sezon 5. bölümü yayınlandı. Olayları bilmeme rağmen, yine heyecanla izledim. Henry 5. karısı Catherine Howard'ı eline geçen bir mektupta yazanlarla mahkum eder. Genç ve salak olan kraliçe mektuptaki herşeyi sorgusunda olduğu gibi itiraf eder. Genç yaşta ölüme mahkum edilir ve kellesi vurulur. Henry de 5. karısının idam edileceği gece kendisine küçük çaplı bir harem toplar ve parti verir.
Catherine Howard'ı canlandıran Tamzin Merchant kraliçeyi gayet güzel oynamış. Hemen hemen okuduğum tüm kitaplarda ki gibi gayet aptal, şehvet ve eğlence düşkünü birini güzel canlandırmış.
Şimdi sıra Nip/Tuck'tan tanıdığımız Joely Richardson'a geliyor. Bakalım Henry'nin 6. karısı Katherine Parr'a nasıl hayat verecek?? Gelecek bölümlerde hep beraber göreceğiz.


2 Nisan 2010 Cuma

Dizi Güncesi ya da Bir Şizoidin Seyir Defteri

2 Nisan 2010 Cuma 4
Ah ah isterdim ki dizi demişken yabancı ve güzel dizilerden bahsedeyim. Ama lostun 6. sezonuna başlamadım. Ne oluyor adada, parelel evrenler kime girdi, Kate kime varacak, yoksa yok muyuz lan ya da babam böyle pasta yapmayı nerden öğrendi diye sormaktan yoruldum, izlemiyorum artık. House'un çok bilmiş konuşmaları da kafamı dümdüz ediyor. Dexter'ı 2. sezonda, Gossip Girl'i 3.sezonda, Nip Tuck'ı 5.sezonda bıraktım. Bana kötülerin kanser olduğu, iyilerin birbirine kavuştuğu, çok soru sormadan izlenecek, banal türk dizileri lazımmış meğer.
Türk Malı mesela. Hiç komik gelmedi bana. Binnur Kaya'ya bile gülemiyorum. Nerede bir Şahika, Nazire; Nerede Abiye... Zaten 2 saatlik sitcom mu olur ya (Avrupa Yakası'nda biraz oluyordu ama) burada olmuyor. İfadesiz izledim. Şafak Sezer'i sevmem zaten. Bir de Türk malıymış güya. Hiç de değil. Böyle bir aile yok Türkiye'de. Haluk ve Meltem ne kadar Türkse Erman ve Abiye de ancak o kadar Türktür. Bugüne kadarki en gerçek Türk çifti Yedi Numara'nın Vahit ve Zeliha'sıdır.
Aşk ve Ceza akılara seza. Sayın Ayfer Tunç bölümlere sırtımdaki bıçak, g.tümdeki lansman gibi edebi başlıklar bulacağınıza biraz düzgün diyaloglar yazsanız ya da Nurgül Yeşilçay biraz insana benzese. Bu kadar yapaylık mı olur? Güya çocuğunu seviyor da sarılıyor ama sanırsınız bir avuç tezek tutmakta kucağında. Aynı şekilde Savaş ve Yasemin aşkı da bir o kadar çiğ ve inandırıcılıktan uzak. Tek kullanımlık vajinaya sahip reklamcı Yasemin ve anladığım kadarıyla sayın Tunç'un ideal erkeği postmodern küheylan ağa Savaş'ın aşkı sadece mide bulandırıcı ve modern zamanların yansıması.
Aşk ve Ceza bu kadar suniyken aynı kanalın bir başka dizisi Canım Ailem bir o kadar gerçek. Sadık izleyicisi değilim. Mesela Samim ve Meliha hala niçin evlenemiyorlar anlamıyorum ya da Feride ve Halim aşkı ne zaman başladı bilmem ama o kadar sahiciler ki. Ezgi Mola ve İlker Aksum rollerini adeta yaşıyorlar. İlker Aksum Halim oluyor. Ezgi mola ise tüm samimiliğiyle oynuyor yani bir Seyhanım dediğinde kardeşine sanıyorsunuz ki gerçekten kardeşler. Öyle bizden, candan yani.
Ve hayatımın anlamı, sıkıcı evliliğimin oyuncağı Aşk-ı Memnu. Artık geri sayım başlamışken diziyi nasıl uzatabiliriz diye düşünmekte senarist teyzeler. Hiç mi bir şey olmaz yahu.
Nihal salonu yenile, Adnan çiftliğe git, Matmazel uzaklara dal, Beşir öksür.
Ah Bihter ah. Suitlere verdiğin parayla Cihangir de ev alırdın kızım de hangi parayla yapıyon bunları anlamadım. Daha önce amcasının parasıyla tutttuğu taş evde amcasının karısını s.ken Behlül'den sonra Bihtercik de terk ettiği kocasının parasıyla firar etmekte. Yoksa 140bin liralık gerdanlığı mı bozdurdu ya da dizaynır kıyafetlerini e-bayden satıp öyle mi geçiniyor?


Firdevs Hanım'a ne demeli? Çetin Özderle olan aşkı Nermin Bezmen'in iflah olmaz 31ciler için yazdığı Sır romanını hatırlattı bana. Viyana gezileri, "gutentag frau yöreoğlu" hitapları, her daim iltifat. Bir ara senaryoyu Mrs. Bezmen yazdı sandım. Aşka aşık kadınların yerli Maeve Binchy'si. Coty parfüm şişeleri, mısır ipeği çarşaflar, tiffany mücevherler. Anladık zenginsiniz. Yalnız o kadar para kazanan dizi bari gerçekten Viyana'da bir iki çekim yapaydı. İstanbul'un hip otellerinden birinin suitinde ve bir rehabilitasyon kliniğinin bahçesinde çekim yapılmış ahanda Viyana olmuş.
Bir de Firdevs Hanım'ın ariel ile yıkanan kıyafetleri iyice delirdi. Pornografik bi şıklık oldu. Son giydiği haute couture elbise pek abartılı katır kutur bi şeydi. Bir gün param olduğunda ben de Elif Cığızoğlu'nun heykelsi formlu elbiselerinden alacam kendim giymesem de damacanaya giydiririm süs olur.
İşte böyle. Pelin Batu gibi sıkıldım ve vücudum attı. Dağılmış vaziyetteyim ama öyle Serena van der Woodsen gibi içip içip sızmak, Versace yatında üstsüz güneşlenmek gibi society hoppalıklarla dağıtamıyorum. En iyisi pembe tütü eteğimi giyip yağmur altında koşayım nilkaraibrahimgil gibi. Bugün yağmur yağar mı acaba?

1 Nisan 2010 Perşembe

Yeni Sezon Başladı. Kaçırmayın!!!

1 Nisan 2010 Perşembe 0
The Tudors,hepimizin bildiği gibi, VIII. Henry ve eskittiği kadınları konu alan bir İngiliz dizisi. İlk 3 sezonun biz izleyiciler tarafından heyecanla izlendi. 4. sezonun ilk bölümü de nihayet yayınlandı. Ben henüz, dün izleme fırsatı buldum. Henry, ilk 3 sezonda 4 kadını eskitti. Bu sezona konu olan kraliçeler, Catherine Howard ve Katherine Parr oalcaklar. 5. kraliçe Howard, 2. Kraliçe Anne Boleyn'in akrabası. Daha önce de Phlippa Gregory'nin kitabından bahsettiğimde yazdığım gibi, Catherine Howard'ın sonu da Anne Boleyn gibi olacak. Giderken de yanında bikaç kişiyi götürecek. Yerine gelecek yeni kraliçeyi,Katherine Parr, de Nip/Tuck'tan tanıdığımız Joely Richardson, canlandıracak. Henry'nin normal tarihi olaylar çerçevesinde Katherine Parr'la evliyken ölmesi gerekiyor. Dizi bu yönde mi ilerleyecek bilmiyorum. Ayrıca Henry ölünce, varisleri, diğer Tudorlar, Edward, Mary ve Elizabeth'in hayatlarıyla da devam edecek mi bakalım? Meraklılarına iyi seyirler, iyi eğlenceler...

20 Mart 2010 Cumartesi

Damızlık Erkek ve Kadın Bulunur...

20 Mart 2010 Cumartesi 0
Bu gece TV izlerken, Star TV'de yeni başlayan Kalbimi Çal adlı programı gördüm ve uzun süredir içimde olan bu konuyu yazma isteğimi daha fazla içimde tutamadım. Öncelikle bu programları görünce aklıma ilk gelen şey; insanların sokaklarda kendilerini pazarladıkları yetmiyor, artık pazar gibi programlara çıkıp kendilerini ve hünerlerini sergiliyorlar.
Esra Erol'la başlayan izdivaç furyası, ülkemizde çeşitli yapımcıların hayal güçleriyle daha da gelişerek iğrençleşiyor. Esra Erol'un yaşadığı rezalet kalmadı ama kadın çok mutlu elindeki DAMIZLIKları sergilemekten. Tuhaftır damızlıklar da mutlulular. Bunun ardından olaylara komik bir bakış açısı katan Zuhal Topal girdi sektöre. Gerçekten çok eğleniyor gelen tiplerle. İzleyenleri de eğlendiriyor.Ama bu komiklikte yetmedi mide bulantımı geçirmeye. Özellikle Kalbimi Çal programında gördüğüm at gibi kızlar, ortaya çıkan erkeğe ağızlarındaki salyaları akıtarak bakmaları mide bulantımı 40 kat filan daha arttırdı. Bu sadece erkeklere olduğu için kadınlara da yapılsa aynı şekilde iğrenirdim. Merak ediyorum, bizim o gururlu, başı dik, böyle hayasız olaylara gayet sert yaklaşan milletimize n'oldu?? Bilen varsa bana da açıklasın. Tamam gelenek, göreneklerimizde görücü usulü gibi gudik olaylar var. Ama büyüklerimiz ne yapsa iyi yaparlar diyerek bunu da katlanabilir görebiliriz.
Bu programlar, bizleri gün geçtikçe kötü bir hale sokuyor. Ve ilk defa izleyip kızanların çoğu bir süre sonra bağımlı hale geliyor. Çok şükür tek başıma oturup hiç izlemedim. Bence insanlarımız çok boş hale geldi ve böyle gereksiz işlere sarmaya başladı. Aman kendinize dikkat edin. Siz de yakalanmayın bu furyaya!!! İçimdeki bu çığlığı daha fazla bastıramadım, kusura bakmayın!!!

PS. Bana bu yazıyı yazmam da çooookkk büyük katkıları olan babaanneme bana bu programları izlettiği için teşeşkkürler;))

17 Mart 2010 Çarşamba

Orta Sınıfın Buhranları: Yemekteyiz

17 Mart 2010 Çarşamba 0

Yemekteyiz bitmiyor sürüyor, süründürüyor. Sırf ses olsun diye televizyonu açtığımda ya da yemek yerken televizyon karşısında falan ahanda Yemekteyiz. Yine hodbin ve nobran yarışmacılarıyla karşımızda. Sürekli çemkirme, hakaret. Tabi boş boş oturup, ah efendim elinize sağlık diye yeseler o zaman da izlenmez. Ama çok abartılı olmaya başladı son zamanlarda. Nereden buluyorlar o kadar gudubet insanı anlamıyorum. Gerçi doğru dürüst bir hayatı olan, aklı başında biri katılmaz o yarışmaya. Ama güzel ülkemin tam bir şizoid cenneti olduğunu fark ediyorum izledikçe. Herkesin en büyük sorunu ne kadar müthiş bir hayata ve görgüye sahip olduğunu gösterebilmek. Mesela en önemli laf sokma bu yarışmada, siz bilmezsiniz ya da siz bunu daha önce yediniz mi ki tadında ayar verme. Sofralara altın yaldızlı, gümüş kakmalı takımlar konuyor, herkesin evinde plazması, mumları, yapay çiçekleri de var çok şükür. Türkiye'de her şey bulunuyor artık nerede o eski yokluk günleri!

Favori yarışmacım Dilber Hala

Bir de son zamanlarda kadın yarışmacılarda artan bir şekide abiye giyinme ve dekolte var. İyice coştu. Nişan kıyafetlerini ya da oğullarının sünnet düğününde giydikleri kıyafetleri modifiye edip g.t, meme salınıyorlar. İnsanlar tuhaf. Gerçekten niçin bu abartı, neyin ispatı? Bakın benim biricik ve konforlu hayatım ne kadar güzel demeye mi getiriliyor? Benim yediğim önümde yemediğim arkamda, hoşafla komposto arasındaki farkı bilecek kadar entelektüelim diyen bu insanların hayattaki tek sorunları ise istisnasız hepsinin Türkçe'nin ağzını burnunu kırarak konuşmaları. Bilgili olayım derken zavallı konumuna düşmeleri bu yüzden.

Yemekte meme var bugün!

Yarışmaya her hafta katılan iki erkek yarışmacıdan birinin sektirmeden eşcinsel olması ise ayrı bir konu. Takdir etmek lazım yapımcıları. Seyircileri Türkiye gaylerinin mutfağına sokup hepsini dolaptan çıkardı ama bu gaylerimizin hepsinin çaçaron, kunil giyimli olması ve her an "telgrafın tellerine... ya da her şeyimi uğruna ben..." diye hökürerek şarkı söylemesi ayrı bir durum. Türkiye'de sadece kuşumaydın ekolü, bu çeşit gay var demeye getiriyor yapımcılar. Bu da zaten toplumda yerleşmiş sterotypeları (SP hocam S. Güney'e saygılar) kuvvetlendiriyor.

Unutulmaz hamarat kadın Naim

Benim evim senin evinden daha allı dallı güllü, ben carpaccio ve ravioli yerim boş zamanlarımda diyen bu insanların meslekleri de havalı oluyor. Yarışmaya katılan insanlar genelde satış temsilcisi, takı tasarımcısı, yönetici asistanı, restoran sahibi, çağrı merkezi operatörü (bu aralar çok revaçta), ses sanatçısı, süperhamaratpazardanalıpmarkaalmışgibigösterebilen ev hanımları ya da kırmızı saçlı mimarlar oluyor. (böyle bir yaratık da katılmıştı zamanında)
Celebrity olarak Faik'i ve Sema Çelebi'yi yarıştıran yapımcılara önerim Semra kaynanayı yarıştırmaları. Ne kadar zekiyim di mi? Kendisinin birinci sınıf deliliği ve laf sokmaları karşısında kim durabilir? Çünkü Türkiye'de aynı psikopatlık seviyesini tutturabilecek bir şahıs çıkmadı henüz. Bu fikrimi lütfen uygulasınlar. Çok özledik kendisini. Hem Semra Hanım 1500 tl gibi küçük bir meblağ karşılığı seve seve ortalığı karıştırır eminim.

Bu kalp seni unutur mu?

Nasıl gelin-kaynana programları, şarkı yarışmaları bittiyse Yemekteyiz de biter bir gün. Ama toplumumuzda bu yarışma sayesinde beyaz türkçülük oynayan yarışmacıların ve bunu izleyen insanların yanan devreleri ne olacak acaba?

16 Mart 2010 Salı

Lipstick Jungle & Dünyanın En Ateşli Erkeği

16 Mart 2010 Salı 0

Geçen cuma mayışık bi halde televizyon başında süblimleşirken Lipstick Jungle dizisine rast geldim. 2 sezon yayınlanıp kaldırılmış bu dizi. Sex and City yazarı Candace Bushnell'in eserlemesinden uyarlanmış. 3 tane kariyer kadını kariyerleri için savaşıyor. Yani öyle cigi cigi ya da güzel kıyafetler falan pek yok. İkisi zaten evli bu ablaların. Biri yayıncı, biri modacı, biri film yapımcısı. Bayık bir dizi. Neden kaldırıldığı belli. Yalnız yayıncı abla sinir kocasını öyle bir boytoyla aldattı ki paylaşmak istedim. Bilen biliyordur gerçi ama bilmeyenler için eae4fun iftiharla sunar: dünyanın en ateşli adamı Robert Buckley:


Yani zaten sıkıcı bir dergide çalışan ve gudik bir adamla evli olan Nico bu adamcağızı görüp de aldatmayıp napsın, yani böyle işte. Kötü, orijinallikten uzak ama yine de bu tarz dizileri izlemek veya uyarlandıkları chicklitleri okumak eğlenceli olabiliyor. Kafa dağıtmak, güzel kadın ve güzel adamlar görmek, designer kıyaferlere bakıp iç geçirmek için birebir. Artemis sağolsun Lipstick Jungle'ı Ruj Ormanı adıyla dilimize kazandırmış. Yalnız benim sorunum bu tarz kitaplardaki kadınların genellikle modacı, editör, galeri sahibi falan olması yani hep entertainment business. Bi kere de iç hastalıkları uzmanı, uçak mühendisi falan olsunlar di mi?

4 Mart 2010 Perşembe

Yaprak Dökümü ve Ali Rıza Bey'in Kilo Problemi

4 Mart 2010 Perşembe 1

İzle ve öl Türk dizilerinin en loserlarından biri Yaprak Dökümü. Ama gudik hayatımı daha nasıl çarçur edebilirim diye düşünürken bu diziyi izliyorum, evet Upper East Side'daki yaşıtlarım (hatta benden küçükler!) Bottega Veneta ve Michael Kors kıyafetler içinde partileyip sevişirken bu sikko diziyi izliyom ara sıra. Çünkü acayip eğlenceli ve o kadar iğrenç ki o derece leziz.
Gururlu ve hobibaz insan Ali Rıza'nın çilesi bitmiyor. Bu kadar tribe, kedere, sofradan kalkıp afiyet olsun diyerek g.tünü dönüp oturmasına rağmen Ali Rıza Bey hala kocaman. Üreyemeyen pandalar gibi kabız bir şekilde geziyor. Kaymakamların emekli maaşı iyi bişey değil mi ya bu nasıl bi fakirlik? Şimdi de kızının evinde kalmaya başladılar. Necla zamanında bir zengin koca hacılayıp sonra adamı gömmüştü üzerinize afiyet. Mudo Concept'in nadide parçalarıyla döşenmiş villada tek başına kalıyordu ama ailesi çörekleniverdi. Tam da kızcağız döşü kıllı, zengin bir kısmetle tanışmışken!
Leyla zaten gerçek bir geyşa ruhuyla yolunu buldu ve tecavüzcüsünün maço kollarında saadete erdi. Bi Şevket yalnız garibim. Çok bilgili bir arkadaşımın dediği gibi " Dünya kadar malın olacağına fındık kadar a.ın olsun." Neye elini atsa batırdı.
Ferhunde yüzünden tabi. Kötü kadın olmanın dayanılmaz hafifliği içerisinde meczupça eğlenen Ferhunde favori karakterimdi ama artık o kadar bayık ki Deniz Çakır bile kurtaramıyor bu diziyi.
Dizinin tek mutlu insanı, evliya sabırlı Fikret'in bile evliliği çatırdadı yani hayat zor gerçekten.
Ey Türk insanı sana reva görülen bu ucubik şeyleri izleme onun yerine... Hımm yok işte birşey, izle anasını satayım. Çıkmaz sokaklar da bitti sonunda çünkü.

19 Şubat 2010 Cuma

The Bing Bang Theory-Sheldon Cooper

19 Şubat 2010 Cuma 2
Stewie Griffin'in büyümüs hali bence Sheldon Cooper.. Tabii ki cok daha eglenceli ve bir o kadar da komik.. Herkes tarafından o kadar cok sevilmis ki; dizide söyledigi laflar icin.. kendisi icin.. ayrı ayrı fan page leri acilmis, tshirtleri icin bile ozel bir sayfasi var ve daha neler neler. Sanirim ekranlarin uzun zamandir hasret kaldigi karakterlerden birisi Cooper.
Bir soruya yanit veremedii zaman gozlerinin seyirmesine hastayim. Herkes gibi 'Bazinga' lafina da deli oluyorum. Böyle bir komsum olsun daha ne isterim ki dedirttiriyor insana. 'Dünyanin en salak zekisi' diye tanimlaniyor cogu yerde. Fizik konusunda kelimenin tam anlamıyla bir dahiyken (IQ:187), insanlarla bu kadar zayıf iletisiminin olmasi, patavatsızlıkları..onu kendi gibi yapan ozellikleri kesinlikle. Demin izledim yine birkac bölüm. Moralim bozukken birdenbire kendime geldim. Siddetle tavsiye ederim. -Gülmeye hasret kalanlara özellikle:)-

30 Gümüş Para?


Akşam House seyrederken 30 gümüş paraya ihtiyacım var diye bir replik geçti. Birine ihanet etmek manasında olduğunu anladım ama merak ettim ne demek, ruhunu şeytana satmak manasında bir deyim mi falan diye düşündüm.
Meğer bir göndermesi mevcutmuş İsa'ya ihanet eden Judas (Yehuda)'ın bu işi 30 gümüş para (30 pieces of silver) karşılığında yaptığı gibi bir rivayet varmış. Paraya olan tamahı yüzünden.
Şaşırdım meğer buradan gelmekteymiş.
House sayesinde değişik hastalıklar ve tıp terimleri öğrenirken bir de bunu öğrenmiş oldum.

18 Şubat 2010 Perşembe

Eskiye Rağbet

18 Şubat 2010 Perşembe 0

Sabahları Tnt'deki iki dizi erken kalkmamı sağlıyor. İkisi de eski diziler. Bunlardan biri bir komedi klasiği olmuş Seinfeld. Hiçbir şey üzerine komedi olarak başlamış dizi Jerry Seinfeld ve birbirinden komik arkadaşlarının maceralarından oluşuyor. Absürd olaylar, yanlış anlamalar, ilişki klişeleri hepsi var. Tuhaf saçıyla, kapıdan langadanak girişiyle Kramer, sürekli başını belaya sokan George, kabarık saçlarıyla Elaine... Çok gülerek izliyorum bu diziyi. Gerçekten bir klasik.



Seinfeld'den sonra ise Matthew Fox'un olduğu Party of Five başlıyor. Bu da çok eski bir dizi. Anne babaları öldükten sonra hayata tutunmaya çalışan beş kardeşi anlatıyor. Uzun süre devam etmiş bir klasik de bu. Kimler yok ki...Toy halleriyle Neve Campbell, Jennifer Love Hewitt ve tabi ki Matthew Fox. Aile olmak, kardeş olmak, hayata tutunmakla ilgili çok güzel bir dizi. Yarım yamalak izliyorum ben gerçi ama yine de keyif alıyorum. Hatta Party of Five'ın başrolünde Demir Demirkan'ın olduğu bir yerli versiyonu yapılmıştı da tutmamıştı.
Tnt bu eski dizileri ortaya çıkararak bit pazarına nur yağdırdı. Yazın bir başka kült diziyi Northern Exposure'ü yayınlayarak güzel bir iş yapmıştı zaten.
Ne varsa eskilerde var!

Hung

Cnbc-e ve e2 işbirliğiile ülkemizde gösterilen Amerikan dizisi Hung, bir hayli değişik yollarla insanlara tanıtıldı. Önce bir telefon hattı açıldı, sonra da bir web sitesi yapıldı; adı da "Happiness Consultant". Dizinin baş karakteri Ray Drecker'ı Thomas Jane canlandırıyor. Ray, karısı tarafından terkedilen, ayrıca kendisi iyi bir okulda çalışırken birden orta halli okulda bulan bir koç-öğretmendir. Çocuklarının velayeti de annelerinde kalınca Ray ortada öyle tek başına kalakalır. Bu çaresizlik ne yapacağını bilemeyen Ray, arkadaşı Tanya(Jane Adams)'yla birlikte bir projeye imza atarlar. Ray, en iyi yaptığı şeyi, seks, yapacak ve Tanya'da bunu pazarlayacaktır.Tanya çeşitli yollarla zengin yalnız kadınlara ulaşır ve Ray'i onları mutlu etmek üzere yollar.
Henüz ilk sezonu yayınlanan Hung, gayet eğlenceli ve 25 dakikalık bölümleriyle sıkmayan bir dizi. Bu çaresizlikten, ama daha sonra hoşuna giderek, jigololuk yapan adamın eğlenceli bölümlerini izlmenizi tavsiye ediyorum. Konuyu daha fazla da açmak istemiyorum. İzleyin ve görün ;)

 
◄Design by Pocket